Mektup

KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ-ZÜLEYHA YILMAZ

KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ

ZÜLEYHA YILMAZ

18.02.2018

             Sevgili dostum, bana zehir zemberek sözler söylemişsin.  Ben seni bilirim, dilin kötü söz söyler ama yüreğin hep ürkek bir kuş gibi çırpınır.

Haberini aldım. Babaannen ölmüş. Yollar karla kapanmıştı. Gelemedim. Hoş kar olmasa da köye gelmeye hiç de niyetim yoktu! Doğruya doğru. Sen zaten yalan sözü de hiç sevmezsin. İşte asıl şimdi kimsesiz kaldın değil mi? Cenazede hiç ağlamamışsın, köydeki Cuma’dan haber aldım. Haberi söylerken bana bu ayrıntıyı söylemeden geçemedi. Ağlamanı, feryat etmeni beklemiş; sessizce cenazenin defnedilmesini izlemişsin. Mezara bir avuç toprak atmayı bile sana zor yaptırmışlar. Kimsesizliğin belgelendi artık, dünyadaki son yoldaşını da kaybettin. Beni dinleseydin, biriyle evlenseydin, hiç değilse sana yoldaş olurdu. Ama sen beni hiçbir zaman dinlemedin. Tek başına o köhne evde kalakaldın.  En son mektubunda bana epey kızmışsın. Haklısın, haklıydın. Sen bana hep doğruları söyledin. Ben de farkındaydım. Belki pısırıktım belki de isteklerimin peşinden koşamayacak kadar isteksizdim, cesaretsizdim, belki de korkuyordum. Hayalimdeki gibi ne resim öğretmeni oldum ne de koca koca kitaplıklar kurdum. Hanımın salondaki heybetli çanak büfesinden sonra benim oturma odasındaki üç beş kitaptan oluşan kitaplığım bir yoksulluk emaresi gibi orada öylece duruyor.  Bazen hanım kızıp ona da enikonu söyleniyor. Duymazlıktan geliyorum. Yaşadığımız dünyada biraz kör biraz da sağır olmazsan hayat geçer mi? Yalnızca çocukların cıvıltısı beni ayakta tutuyor. Senin varlığın da markette verilen promosyon şampuanlar gibi. Bir çeşit teselli. Onun dışında her şey yavan ve çiğ geliyor. Hayat bana kokusu olmayan hormonlu çilek gibi geliyor. Görüntüsü iştah açıcı ısırınca tatsız tuzsuz.

Hiçbir şey yapamadık. Hayallerimiz çok mu uzaklarda kaldı? Oysa özgürce koştuğumuz buğday tarlasında, yüzdüğümüz köyün deresinde ne kadar mutlu, umutluyduk. Şimdi ne oldu? Ne ara umutsuz iki insana dönüştük. Sen içi dışı kurum bağlamış bir adam oldun. Bense içinin kurumunu bile kimseye gösteremeyen bir adam oldum. Ara sıra annemleri ziyaret ediyorum. Seni soruyorlar, “aynı” diyorum. Hanım da sana olan düşkünlüğümü kıskanıyor. Oysa uzaktasın. Seninle karşılıklı oturup bir çay bile içemiyoruz. Tavla oynayıp kazanınca bir dahaki sefere, deyip neşeyle tavlayı koluna hiç sıkıştıramadım. Hayali bir arkadaş gibisin, senin neyini kıskanıyor, bilmiyorum. Zaman zaman seni özlüyorum. Mektup yazıyorum falan filan ama için için hasretini hissediyorum. Sanki hastayım da sebebini bulamıyorum gibi bir his gelip yüreğimin ortasına oturuyor. Mektubun gelince oturma odasında kitaplığın yanına oturuyorum, dizlerimi çeneme dayayıp heyecanla mektubunu okuyorum. Belki de bu yüzden eşim seni kıskanıyor. O mektubu okurken gözlerimde oluşan ışığı kıskanıyor. Belki de onu sadece o anlarda görüyor. Ben de sadece o zamanlar ışıldıyorum. Bunu biliyorum. Yüreğinde bir dostun muhabbeti olması böyle bir şey demek ki.  En son mektupta yazdığın, bana kızdığın her ne varsa doğru. Sana kızmıyorum.

Babaannen için çok üzgünüm. “Yanıma gel.” desem sen gelmezsin, biliyorum. Karlar kalksın, yollar açılsın. Bu sefer söz, ben yanına geleceğim. Şu Cin Ali çizimlerini de merak ediyorum. Zarfın içine istediğin kalem ve kağıtları koydum. Bir de Gulliver’in Gezileri kitabını koydum, çocukken çok severdik, seni neşelendirir diye düşündüm.

Sevgi ve hürmetle…

 

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu