GenelKitaplık

GECE 02.17 MEKTUPLARI-Songül USLU

Düşsel Yanılgım,

Ne kadar zor anlatması, anlaması. Filmlerde rastlıyorum ikimize, şarkılarda, şiirlerde, sokakların boşluklarında, evine giren insanlarda. Güzel şeyleri görüp, güzel şeylere inanmak için zorluyorum bazen kendimi.

Sebebi olmayan hiçbir şey gerçek olmaz, hiç kimse hiç kimseye tesadüfen rastlamaz, kimse kimseyi sevmez. Niye hiçbir şey sadece olduğu kadar kalmıyor, niye hep daha derine, daha derinine, daha daha derinine iniyorum?

Boşta bulunup anımsadığımda söylediklerini, o kadar dalga, onca fırtına. Hiç durmadan, hiç nefes almadan, hep anlatmak istiyorum, hep anlatmak, hep anlatmak. Hep susmak, hep susmak, hep kaçmak. Sana koşmak, senden kaçmak, sana çarpmak.

Saatler geçiyor, sakin. Ve herkes gibi gülüyorum, herkes gibi sabahlarım oluyor, herkes gibi öğle vakitlerim, akşam üzerlerim, akşamlarım. Herkes bangır bangır “hayatını yaşa” diyor birbirine. An’ın tadını çıkar, sadece güzeli gör, iyiyi gör.

Bu bir delilik, çocukluk, aptallık bu. İsim verilmeyen her şey sonsuzluğa kadar ismini ararmış, hep var kalırmış, hiç bitmezmiş. Ufalanır, dağılır, kırılır, yerle bir olur ama yine de yeryüzünde kalırmış. İlk rastladığımda sana, o hep devamlı hiç bıkmadan, usanmadan, yorulmadan, mavilerden, kuşlardan, gökten, sudan, denizden, balıktan, martılardan bahseden ben.

Hani, zannediyordum kolay olacak. Kolay değil. İçim, birikiyor birikiyor birikiyor. Akmıyor, azalmıyor, uçmuyor, hiçbir işe yaramıyor. Önceleri satır satır anlatmaya çalıştım, paylaşmaya çalıştım. Bir nebze benden al istedim ya da benimle birlikte tut. Hani klişe olacak belki biraz ama biraz, birazını, çok azını sen üstlen istedim. Sonra sonra böyle anlatmaya başladım hayaline. Sokak boşluklarında, gece karanlıklarında, otobüs yolculuklarında. Hayır, kalemi elime alıp herhangi bir sayfaya karalamayı bile hiç aklımdan geçirmedim. İşte böyle şimdiki gibi, anlatmaya çalıştım, dokunabilmeyi sana. Herkes gibi benim de bir hayatım var, merak etme, endişelenme, heveslenme; sıradan, basitim. Her insan gibi benim de bir hayatım var.

O hayatlardan biri senin, birisi benim. İkimizin hayatları, iki ayrı hayat, iki ayrı dünya, senin cennetin benim cehennemim. Belki gökyüzü bile aldatıyordur hepimizi, tek değildir, kim bilir. Hırkamın içine saklanıp böyle serinlere çıkıyorum, akşam serinliğine, gece serinliğine, ön bahçeler, teraslar, balkonlar. Soğuk mevsimler, çiçekli mevsimler. Yatağını çatıya kuran kadınlar böyle olurmuş. Çatıları seven kadınların içinde kuşluk varmış, hep bir özgürlük hevesi, hep bir uzak, kocaman bir dünyası varmış kendine ait. Birazını duymuştum galiba bunların, birazını hissettim, birazını ben uydurdum.

Hayat! İstemiyorum böyle olmak, hâlâ her gün yeniden, her defasında. Yeniden yeniden, tekrar tekrar, hep başa çekmek istiyorum sona ermesin diye. İlkler, ilk günler, ilk geceler, ilk konuşmalar, ilk sohbetler. Sevişmelerimiz.

Gerçek şu ki, kahkaha attıkça değil, yutkuna yutkuna ebedileştiriyor içinde insan bir diğer insanı. İnsanlar, insanların içinde zamana yenik düşebiliyor. Zamandan nefret ediyorum. Şimdi sen karşımda oturuyor olsan, gülümseyeceksin yine. Anlatacaksın, anlatacaksın, anlatacaksın ve ben ağzını izleyeceğim. Dudaklarının nasıl form aldığını, burnunu, sakalının ucuyla nasıl oynadığını. Kirpiklerinin bir sahne perdesi gibi, her saniye, her saniye başka bir güzel filme, başka bir güzel oyuna, başka bir güzel hayata açıldığını ve benim izlediğimi.

Seni izleyeceğim. Senin gözlerinde kendimi. Üşüyorum şu an, çok üşüyorum ama içeri girmek istemiyorum. Bir şey söylemek istiyorum ama söyleyecek bir şey bulamıyorum. Belki, diyorum, benim bildiklerimi sen de biliyorsundur zaten ya da hissettiklerimi hissediyorsundur. Belki.

O sesinin bile kaç türü var biliyor musun, o nefesinin? Benimle konuşurken yüzünün kaç şekil aldığını, şımardığındaki hâlini, hüzünlendiğinde ya da beni güldürmeye çalışırken. Anlatırken ben gülümserken karşında. Öyle, bir çarpıyorsun bana! Aklımı ele geçiriyorsun, ruhumu, bedenimi, nefesimi. Nefes alamıyorum, yutkunamıyorum, sanki göğsüm ikiye ayrılacak gibi, kendi kendime darım gibi. Hiçbir şey yetmeyecek, hiçbir şey yoluna girmeyecek ama yine de değişmesin diye umut ederken yakalıyorum kendimi. Sonra sonra, biraz şarkı, biraz suskunluk, biraz senden bana geçen, bana gelen, bende olan şeyler. Çok gereksiz geliyor bunlar artık bana, hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi geliyor, sıradanlaştı gibi geliyor. Belki de benim suçumdur, hâlâ hayata naz yapıyorum zannediyorsun, hâlâ biraz değiştirmeye çalışıyorsun beni. Oysa ben tam da böyle bir bütünüm. İmkânsıza olan inanç bu bende ki. Bir defa ardına kadar açmıştım kapılarımı sana, senin için zor dakikalardı belki ama ben arındım gibi hissettim o an kendimi ya da biraz olsun kendimi anlatabildim gibi hissettim mezarına.

İnsan kendini anlatamıyor. Tarif edemiyor bazı şeyleri. Hatta kendisine bile itiraf edemiyor, biliyor, bildiği hâlde kendinden bile gizliyor saklıyor. İyisini kötüsünü, güzelini çirkinini. Şimdi birisine anlatsam bunları ya bana “böyle adamlar masallarda yaşar” diyecek ya da “hayat devam ediyor” diyecek.

Herkes farklı seviyor işte, öyle bir şey. İnsan bazı şeyleri anlatamıyor, anlatmak yasak, anlatmak haram.

Yine de seni çok özlüyorum.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu