
BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı
Kamil Şahverdi
ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı, transliterasyon yapılarak 20 cilt hâlinde yayımlandı. Ne yazık ki gazetenin birkaç sayısı, bilhassa 14 Kasım 1919 tarihli (246 sayılı) nüshası elde edilemedi. “Azerbaycan” gazetesinin her bir sayısı, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti tarihini araştıranlar için kıymetli bir kaynak olduğundan; kayıp kabul edilen bu sayıların bulunmasına ve pek çok önemli meselenin aydınlatılmasına katkı sağlayabileceğine inandığım mülahazalarımı paylaşmak istiyorum.

Filoloji bilimleri doktoru, Profesör Tofik Hüseynoğlu’nun 1993 yılında hazırladığı ve önsözünü yazdığı “Yusif Vezir Çemenzeminli. Xarici siyasetimiz” (Yusif Vezir Çemenzeminli. Dış Siyasetimiz) adlı kitapta bir bilgi dikkatimi çekti. Profesör Tofik Hüseynoğlu, kitabın önsözünde şunları yazıyor:
“…1919 yılının yazında vatana döndükten hemen sonra (Yusif Vezir Çemenzeminli kastediliyor-K. Ş.) bağımsız, egemen Azerbaycan devletinin Türkiye’deki büyükelçisi görevine atanır ve İstanbul’a yola çıkar. Yusif Vezir Çemenzeminli, meşru Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin işgalci 11. Kızıl Ordu tarafından istilasından sonra da bu görevdeki faaliyetlerini sürdürür.
Yusif Vezir Çemenzeminli, 1921 yılının başından itibaren diplomatik faaliyetlerine son verir ve tüm gücünü yeniden Azerbaycan’ı öğrenmeye, onun bağımsızlığını, manevi ve kültürel gücünü tanıtmaya harcar; bilim camiasının dikkatini Türkoloji’de özel bir “Azeroloji şubesi” kurma ihtiyacına ve imkanına çekmeye çalışır. Böylelikle 1921 yılında İstanbul’da “Yusif Bey Vezirov. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin eski İstanbul elçisi’ imzasıyla “Azerbaycan Edebiyatına Bir Bakış”, “Tarihi, Coğrafi ve İktisadi Azerbaycan” kitapları ortaya çıkar. Yusif Vezir Çemenzeminli bu dönemdeki faaliyetlerini yansıtan arşivini, kendi yazdığı gibi, “Azerbaycan’ın son bağımsızlık dönemine dair birçok evrak; örneğin iki senelik Rusça ‘Azerbaycan’ gazetesi koleksiyonu; “Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümet Bülteni”; millî ekonomimize dair kitaplar ve mecmular; Kafkasya’daki Ermeni-Müslüman çatışmalarını tasvir eden vesikalar ve sair, muhafaza edilmek üzere Türkiye’nin bilim ve kültür merkezlerinden birine teslim etmiştir. Bu arşiv, bugüne kadar gizli ve esrarengiz bir hazine gibi kalmaya devam etmektedir.”
(Yusif Vezir Çemenzeminli. Dış Siyasetimiz. Bakü, Azerbaycan Devlet Neşriyatı. 1993, s. 4-5)
Tofik Hüseynoğlu’nun kaydettiği bu bilgiler oldukça değerlidir. Ne yazık ki bu belgelerin hangi arşive teslim edildiği belirtilmemektedir. Müellif, “Türkiye’nin bilim ve kültür merkezlerinden birine teslim etmiştir” ifadesini kullanmaktadır. Yusif Vezir Çemenzeminli de belgeleri hangi arşive bıraktığını hiçbir yerde yazmamıştır. Çok muhtemeldir ki bu “gizli ve esrarengiz hazinenin” tarihsel kıymetini gayet iyi idrak eden Yusif Vezir, belgelerin kaybolmaması ve gelecekte doğru adrese ulaşabilmesi adına böyle bir yöntem izlemiştir. Bir birey olarak bu arşivin izini sürmek adına çok çabaladım fakat ne yazık ki sonuç alamadım. Hatta Türkiye’deki nüfuzlu tanıdıklarım bile bu süreçte yardımcı olamadılar. Düşüncem odur ki Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin Türkiye’deki büyükelçisinin emanet ettiği bu arşivi gün yüzüne çıkarabilmek için devlet düzeyinde bir girişimde bulunulması şarttır. Şayet Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı veya AMEA (Azerbaycan Millî İlimler Akademisi) tarafından resmi bir başvuru yapılırsa bu arşivin nerede muhafaza edildiği bilgisine ulaşmak ve sonrasında tarihçi bilim insanlarımızın orada inceleme yapabilmeleri için izin almak mümkün olacaktır.
Eminlikle söyleyebilirim ki Yusif Vezir’in teslim ettiği arşivde çok kıymetli belgelerin yanı sıra Üzeyir Hacıbeyli’nin “Azerbaycan Marşı”na dair bilgiler de yer alabilir. Bu kanaatim esassız değildir. Zira henüz 1917 yılının Aralık ayında, bağımsızlığımızdan 5 ay önce Yusif Vezir Çemenzeminli, Ukrayna’dan “Açıq söz” gazetesine bir makale yazıp göndermişti. “Zaruri meseleler. Millî şarkı” adlı makalede şunlar dile getiriliyordu:
“Zannımca, millî şarkı da zaruri meseleler çerçevesine girebilir. Sebebi ise malumdur. Bunu bizim eski faallerimiz de böyle düşünmüşlerdi. Zerdabi Hasan Bey ‘Millî şarkılar’ mecmuasını vücuda getirmişti. (Müellif, Hasan Bey Zerdabi’nin 1901 yılında Bakü’de Gubernski Pravleniya’nın matbaasında neşrettirdiği ‘Türk şarkıları mecmuası’nı kastetmektedir-K. Ş.) Lakin umumiyet kazanan bir şarkı bugüne dek ortaya çıkmadı. Şarkısız da bizim siyasi coşkunluğumuz ve millîliğimiz ortaya çıkmıyor. Her bir milletin kendine mahsus bir millî şarkısı var. O şarkı okundukça millet fertlerinin ruhu yücelir. Mücadele edip kendi halkını koruma arzusu artar. Bizim ise bu şarkımız yok. Odur ki, millî sarhoşluğumuz ve neşemiz de yok. Düşmanı yıkmak için de millî sarhoşluk lazımdır.

Bulgarlar “Şumi Maritsa” şarkılarını okuduklarında intikam hissi yüreği deler.” (Yusif Vezir, 1886-1944 yılları arasında Bulgaristan’ın millî marşı olan “Şumi Maritsa” eserini kastetmektedir. Bu marşın müziği, 19. yüzyılın ortalarında Bulgaristan’da çok meşhur olan Alman halk şarkısı “Wenn die Soldaten durch die Stadt marschieren” melodisinden alınmıştır. Bu müziğe söz yazmak için defalarca teşebbüste bulunulsa da başarısız olunmuştu. 1879 yılında öğretmenlik yapan Nikola Jivkov’un yazdığı metin popülerlik kazanmıştır.
Sonralar defalarca metinde değişiklikler yapılır. Sonuncu defa 1912 yılında İvan Vazov marşın metninde değişiklik yapar ve bu metin 1944 yılına kadar icra olunur-K. Ş.)
“Şe ne vmerla Ukraina” (Ukrayna ölmedi) şarkısı insanda öyle kudretli bir birlik duygusu doğuruyor ki, gerçekten de Ukrayna’nın her zaman diri kalıp saadette yaşamasına iman ediyorsun.
Bizim henüz millî şarkımız yok. Biçare gençlerimiz millî his coşkusu içinde ne okuyacaklarını bilemiyorlar. Kiev’de devrimin ilk günleri tantanalı gösteriler yapıldığında Tatarlar “süphanallah” okuyorlardı. Bizim öğrenciler ise şarkısızlıktan gösteriyi sükût içinde geçmişlerdi.
Bize millî şarkı lazımdır. Bu da bugünün meselesidir. Millî şarkı bizim yatmış millî hislerimizi uyandırır. Şu şartla ki, içeriği ve havası uyanık olsun; okunduğunda “Segâh” gibi ruhumuzu boşaltmasın.
Millî terakkiyi meydana getirmek için şairlerimiz ve müzikşinasımız Üzeyir Bey Hacıbeyov cenapları çalışmalıdırlar.
İyi olur ki millî komite veya merkezi “Musavat”, millî şarkıyı meydana getirmek için mükafat vaat etsin.”
(Yusif Vezirov. “Açıq söz”, 19 Aralık 1917)
Yusif Vezir Çemenzeminli, Ukrayna millî özgürlük hareketini yakından takip etmiş, birçok tarihi olayın canlı şahidi olmuştu. 1910 yılında Muqaddas Vladimir adına Kiev İmparatorluk Üniversitesinin hukuk fakültesine girer. 1915 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın seyri nedeniyle Çar hükümeti Kiev Üniversitesini Saratov’a taşır. Yusif Vezir, aynı yıl üniversiteyi Saratov’da bitirir ve yeniden Kiev’e döner.

1917 Şubat Devrimi’nden sonra Ukrayna’da millî özgürlük hareketi büyük bir hız kazanır. O dönemde Kiev’de bulunan Yusif Vezir, burada yaşanan siyasi olayları yakından izler. Aynı zamanda siyasi bir teşkilata ihtiyaç olduğunu hissederek, Kiev’de okuyan Azerbaycanlı öğrencileri etrafına toplar, Türk Ademi Merkeziyet Partisi “Musavat”ın Kiev şubesini kurar ve bu şubeye başkanlık eder. Ukrayna’da cereyan eden hadiselerin merkezinde olan Yusif Vezir, bizzat belirttiği gibi, tüm milleti ve halkı birleştiren “Şe ne vmerla Ukraina” şarkısını neredeyse her gün dinler ve tüm halkı mücadeleye ruhlandıran bu marşın ne denli büyük bir önem taşıdığına şahitlik eder. İşte bu yüzden, Kiev’den “Açıq söz” gazetesine gönderdiği makalesinde, “Millî terakkiyi meydana getirmek için şairlerimiz ve müzikşinasımız Üzeyir Bey Hacıbeyov cenapları çalışmalıdırlar.” diye yazar. Üzeyir Bey, “Açıq söz” gazetesinin 22 Aralık 1917 tarihli sayısında “Millî marş” adlı bir makale yayımlar ve hâlihazırda böyle bir marş yazdığını belirtir. Üzeyir Bey’in cevap mahiyetindeki bu makalesine, yazının ilerleyen bölümlerinde yeniden dönerek daha geniş ve etraflı bilgi vermeyi düşünüyorum. Çünkü bu makale, devlet marşı tartışmaları sırasında ortaya atılan pek çok görüşün yanlış olduğunu kanıtlamaktadır. Bu sebeple Üzeyir Bey’in cevap niteliğindeki makalesi üzerinde etraflıca durmaya ihtiyaç vardır.
XIX. yüzyılın 60’lı yıllarından bugüne kadar Ukrayna halkının mücadele sembolü olan “Şe ne vmerla Ukraina” (Ukrayna henüz ölmedi) eseri hakkında derlenen ilginç bilgileri dikkatinize sunuyorum:
“Bugün Ukrayna’nın resmi devlet marşı olan “Şe ne vmerla Ukraina”, 1862 yılında Ukraynalı etnograf, folklorcu ve şair Pavel Çubinski tarafından yazılmıştır. XIX. yüzyılın ortalarında Çubinski; Rus, Ukraynalı, Polonyalı ve Sırp öğrencilerin görüşmelerini organize ederdi. 1862 yılının sonbaharında, böyle bir görüşmede Çubinski “Şe ne vmerla Ukraina” şiirini kaleme aldı. Bu şiir kısa zamanda “ukraynafil” (Ukrayna sever) derneklerinde, Orta ve Batı Ukrayna’da popülerlik kazandı; ardından Ukrayna’nın millî marşı ve nihayetinde devlet marşı oldu.
Çubinski’nin bu şiiri ilk kez 1863 yılında Lviv’de “Meta” (Hedef-K. Ş.) dergisinin 4. sayısında yayımlandı. Şiir, o dönemin ruhani şahsiyetlerinin de dikkatinden kaçmadı. Bunlardan biri olan, devrinin tanınmış bestecisi ve din adamı Mihail Verbitski, şiirden ilham alarak ona bir müzik besteledi ve eseri ilk kez 1865 yılında Polonya’nın Przemysl şehrindeki ruhani seminer salonunda icra etti.”
(Aleksandr Savçenko, Mihail Xmelevski. “Ukrayna’nın modern marşının metni; tarihsel-kültürel ve dilbilimsel bir kod olarak”. “Jezykoznawstwo” dergisi, 2020, nr. 14)
XIX. yüzyılın ortalarında Rusya ve Austurya-Macaristan İmparatorluğu’nda “Ukraynafil” dernekleri —Ukrayna halkının dili, edebiyatı ve kültürünün korunması ve geliştirilmesi uğrunda mücadele eden toplumlar— geniş ölçüde yayılmıştı. “Şe ne vmerla Ukraina” şiiri ve daha sonra marşı, bu dernekler arasında oldukça meşhurdu.
“Şe ne vmerla Ukraina”, 1917 yılından itibaren Ukrayna halkının millî mücadele sembolü olarak her yerde icra ediliyor ve halkı mücadeleye ruhlandırıyordu. 1920 yılına kadar millî marş olarak seslendirilse de resmi statü kazanmadı. 1939 yılında ise Karpat Ukrayna Cumhuriyeti’nin resmi devlet marşı olarak tasdik edildi.
1991 yılında, uzun bir aradan sonra Ukrayna’nın ilk Cumhurbaşkanı Leonid Kuçma’nın yemin töreninde seslendirilen “Şe ne vmerla Ukraina”, 15 Ocak 1992 tarihinde Ali Rada (Ukrayna Parlamentosu) tarafından Ukrayna’nın resmi devlet marşı olarak onaylandı.
6 Mart 2003 tarihinde ise Ali Rada, “Ukrayna Devlet Marşı Hakkında” Anayasa Kanunu’nu kabul etti.
(“Pro Derjavniy qimn Ukrayni”. Vidomosti Verhovnoy Radi Ukrayni. 2003, N 24, s. 163.)
Bugün dahi “Şe ne vmerla Ukraina”, Ukrayna halkını birliğe, dayanışmaya ve mücadeleye teşvik etmektedir. Son yıllarda işgale maruz kalan Ukrayna’ya destek göstermek amacıyla dünyanın pek çok ülkesinde bu eser icra edilmekte ve dünya, Ukrayna ile dayanışma içinde olduğunu bu eserle sergilemektedir. Çünkü “Şe ne vmerla Ukraina”, özgür, bağımsız ve egemen Ukrayna’nın mücadele sembolü olarak, milletin iki asra yakın süredir kendi varlığını korumasında eşsiz bir rol oynamış ve oynamaya da devam etmektedir.
1920 yılı Nisan işgalinden sonra Azerbaycan’ın muhaceret hayatı yaşamaya mahkûm edilen Cumhuriyetçi evlatları, Üzeyir Bey Hacıbeyli’nin “Azerbaycan Marşı”nı vatanın, bağımsızlığın ve özgürlüğün sembolü olarak hafızalarında, kalplerinde, zihinlerinde ve damarlarında akan kanda korudular; unutulmasına izin vermediler. Zaman zaman çeşitli ülkelerde neşrettiler, nesilden nesile aktardılar. 1920’lerden başlayarak “Azerbaycan Marşı”nın sözleri, imkân düştükçe dergilerde ve şiir koleksiyonlarında yer aldı.
Azerbaycan Cumhuriyeti döneminin yetenekli ve yorulmak bilmez araştırmacısı Doktor Dilgem Ahmed, bu neşriyatları gün yüzüne çıkararak onlar hakkında değerli bilgileri geniş okuyucu kütlesine sunuyor. Profesör Asif Rüstemli de “Camo Bey Cebrayılbeyli: Hayatı ve Edebi Yaratıcılığı” adlı kitabında, “Azerbaycan Marşı”nın muhaceret hayatından ilginç gerçekleri bir araya toplayıp okuyuculara sunmuştur. Lakin elde edilen bu veriler, “Azerbaycan Marşı”nın muhaceret hayatını tam anlamıyla yansıtmamaktadır. Birçok önemli tarihi gerçek, bahsettiğim araştırmalarda yer almamıştır. Bu gerçekler hakkında okuyucuya ilk defa ayrıntılı bilgi verilecektir.
Söz konusu neşriyatların kronolojik sırasına kısaca bir göz atalım:
“Azerbaycan Marşı”nın sözleri ilk kez 1925 yılında Türkiye’de, “Öz Dilek” dergisinin 28 Ekim tarihli 22. sayısında yayımlanmıştır. (Bugün itibarıyla şiirin ilk kez yayımlanmasına dair bildiğimiz bilgiler şimdilik bundan ibarettir – K. Ş.) Dilgem Ahmed, 20.01.2024 tarihinde “teleqraf.com” sitesinde yayımladığı makalede bu hususta şunları yazıyor:
“…Ankara’da yaşayan değerli tarihçimiz Giyas Şüküroğlu bana ilginç bir materyal gönderdi. Bu materyalde Azerbaycan devlet marşının sözleri farklı bir şekildeydi.
İlginçtir ki, marşımızın sözleri muhacerette çıkan broşürlerde ve Türkiye’de basılan bazı marş kitaplarında, küçük nüanslar hariç, neredeyse aynıdır. Ancak Giyas Bey’in ‘Öz Dilek’ adlı dergiden elde ettiği metin bir hayli farklıdır. Derginin 28 Teşrin-i Evvel 1341 (28 Ekim 1925) tarihinde çıkan 22. sayısında, eski alfabe ile verilmiş ‘Azerbaycan Marşı’ şu şekildedir:”
“Azerbaycan, Azerbaycan
Ey kahraman övladı vatanın
Senden ötrü can vermeye cümle hazırız
Ay yıldız bayrağınla mesud yaşa
Binlerce genc qurban oldu
Sinen harbe meydan oldu
Hukuk için geden efrad
Hare bir pahlavan oldu
Sen imişsen gülüstan
Sane bir çox mahabbat
Namusunu hifz etməye
Bayrağını yükseltmeye
Binlerce genc müştaqdır
Şanlı vatan, binler yaşa!
Yükselmişti ay-yıldızlı bayrağın
Qafqaziya dağlarının başına
Sekkiz dişli yıldızınla hilalın senin
Kölgə salmış mavi rengli “Bəhri-Hazere”
Göz babeyi tek süzeriz seni
Düşman pencesinde alarız seni
Binlerce genc qurban oldu
Güzel yerler viran oldu
Tökülen şu al kanlardan
Dağlar, taşlar elvan oldu
Qara geydi gelinlər
Ağlar qaldı anneler
Rehm qıl göz yaşına
Yetmiş gele faryadıma
Yabancı qanlı penceler
Altında inliyor gencler
Sabir et yaxındır xilasın
Qarib vatan, binler yaşa.”
“Görüldüğü üzere metnin sözleri bir hayli farklı, sanki sonradan eklemeler yapılmış. Marş, derginin 1925 yılı sayısında yayımlandığı için belki de muhaceretteki birileri metnin sonuna işgali ifade eden sözler eklemiş ve bu şekilde takdim etmiştir.”
(Dilgem Ahmed. “Qarib vatan, binləe yaşa”. “teleqraf.com”, 20 Ocak 2024)
Dilgem Bey haklı. “Öz Dilek” dergisinde yayımlanan bu varyantı, büyük ihtimalle muhacirlerimizden biri hafızasına dayanarak oluşturmuş ve sonuna işgalle ilgili eklemeler yapmıştır. İşgalden sonra Türkiye’de basılan ilk örnek olduğu için muhtemelen bir teyit veya düzeltme yapılması mümkün olmamıştır. Sonraki neşriyatlarda “Azerbaycan Marşı”nın sözleri, cüzi farklar dışında orijinalinde olduğu gibi basılmıştır. Muhtemelen marşın sözlerini tam ve doğru bilenlerin müdahalesi neticesinde metin aslına uygun şekilde restore edilmiştir. Belirtmeliyim ki, “Öz Dilek” dergisinde gün yüzü gören “Azerbaycan Marşı”nın söz yazarının ismi belirtilmemiştir.
Daha sonra yine Türkiye’de, 1928 yılında İstanbul’daki Orhaniye Matbaası’nda basılan “İstiklal Uğrunda” adlı kitapta, “Azerbaycan” başlığıyla şiir yine imzasız olarak yayımlanır. Kitabın hazırlayıcısı, Azerbaycanlı Ali Kemal’dir. “İstiklal Uğrunda” şiir mecmuasında “Azerbaycan” adıyla yine imzasız basılan bu versiyon, cüzi farklar dışında günümüzdeki devlet marşımızın sözleriyle neredeyse aynıdır.
“Azerbaycan Marşı”nın sözlerine bir sonraki sefer ise Avrupa’da, Berlin’de neşredilen “Azerbaycan” gazetesi tarafından yayımlanan “Gənc Yaradıcılar” (Genç Yaradıcılar) adlı kitapçıkta rastlanmaktadır. Bu kitapçıkta farklı müelliflere ait 25 şiir, hikâye ve röportaj yer almaktadır. Almas Yıldırım’ın “Bir Kuş Olsaydım”, “Bir Ses Geliyor Uzaktan”; S. Şirvan’ın “Ana”; Ahmet Cevad’ın “Millî Bayrağımıza”; Azerizade’nin “Vatan”; M. Beyli’nin “Üç Renkli Bayrağım”; Celil Yurdaqul’un “İstiklal” şiirlerinin yanı sıra “Azerbaycan Marşı”nın sözleri de “Azerbaycan” başlığıyla yayımlanmıştır. İlk defa “Gənc Yaradıcılar” derlemesinde “Azerbaycan” şiiri, millî marş olarak takdim edilmektedir. Burada da şiirin müellifi hakkında hiçbir bilgi verilmemiştir.
Profesör Asif Rüstemli, kendi kitabında “Gənc Yaradıcılar” (Genç Yaratıcılar) adlı kitapçıkta yer alan “Ön Söz” ve “Azerbaycan” (millî marş) şiirini olduğu gibi okurlara sunmaktadır:
“Derlemenin 3. sayfasında ‘Azerbaycan’ gazetesi adına bir ‘Ön Söz’ verilmiş, hemen ardından ‘Azerbaycan’ şiiri Millî Marş olarak ilk kez takdim edilmiştir. Kitapçığın ‘Ön Söz’ünde şunlar yazılıdır:
‘Değerli okuyucularımıza sunduğumuz ‘Genc Yaratıcılar’, bizim Azeri Türk gençlerinin bu alandaki ilk adımlarıdır. Kahraman Azeri Türk lejyonerlerinin yayın organı olan ‘Azerbaycan’ın neşrettiği bu ‘Gənc Yaradıcılar’ da her ilk adımda görülen hatalardan uzak değildir. Ancak hatalarına rağmen, ‘Gənc Yaradıcılar’ın Azeri kardeşlerimiz tarafından hüsnükabul göreceğinden şüphe etmiyoruz. Çünkü genç kuvvetlerimizin ortaya koyduğu ‘Gənc Yaradıcılar’, vatandan uzak geçen şu günlerde vatanımızın özgürlüğü, milletimizin istiklali uğrunda çarpışan kuvvetlerimizin kendi mahsulüdür. Kötü de olsa, iyi de olsa bir milletin kendi mahsulü kendine daha çok hoş gelir.’
’Azerbaycan’ gazetesi”
Azerbaycan
(Millî Marş)

Azerbaycan… Azerbaycan!
Ey kahraman övladın şanlı vatanI!
Senden ötrü can verməye cümlə hazırız,
Senden ötrü kan tökmeye cümle qadiriz.
Üç rengli bayrağınla masud yaşa!
Minlerle can kurban oldu,
Sinen herbe meydan oldu,
Öz canından keçen asker,
Here bir kahraman oldu.
Sen olasan gülüstan,
Sene daim can kurban.
Sene bir çok mahabbat,
Sinemde tutmuş mekan.
Namusunu hifz etməye,
Bayrağını yükseltmeye,
Cümle gencler müştaqdır.
Şanlı Vatan, Şanlı Vatan!
Azerbaycan… Azerbaycan!”
(Asif Rüstemli. “Camo Bey Cebrayılbeyli: Hayatı ve Yaratıcılığı”. Elm ve Tahsil, Bakü, 2024, s. 125)
Bu neşriyatta da şiirin müellifi belirtilmemiştir.

1964 yılında Türkiye’de, Azerbaycan Kültür Derneği’nin aylık yayın organı olan “Azerbaycan” dergisinin 10-11-12. birleştirilmiş sayısında “Azerbaycan İstiklal Marşı ve Devlet Arması Üzerine” adlı bir yazı yayımlanır. Ejder Kurtulan imzasıyla çıkan bu yazı, aslında 14 Kasım 1919 tarihinde Halk Maarif Nezareti’nin (Eğitim Bakanlığı) Hükümet’e millî marş ve devlet armasıyla ilgili yaptığı teklifin bir yansımasıdır. Bu, “Azerbaycan” gazetesinin 19 Kasım 1919 tarihli 246. sayısında yayımlanan teklifin Türkçe tercümesidir. Daha önce de belirttiğim gibi, “Azerbaycan” gazetesinin birkaç sayısı, bilhassa 246. sayısı kayıp olarak kabul edilmektedir. Görünüyor ki, gazetenin bu sayısını Türkiye arşivlerinde aramak gerekmektedir.
Ejder Kurtulan yazının sonunda, sayfanın alt kısmında şöyle bir bilgi notu düşmüştür:
“Not: Bilindiği gibi Millî Marş bilahare büyük kompozitör Üzeyir Hacıbeyli tarafından bestelenmiştir.”
Görüldüğü gibi burada da “Azerbaycan Marşı”nın söz yazarının kim olduğu hakkında hiçbir bilgi verilmemiştir.
1966 yılında, “Azerbaycan Marşı”nın sözleri Ankara’da yayımlanan “Azerbaycan Balosu” dergisinin ilk sayısında yayımlandı. “Azerbaycan Balosu”, 15 Mart 1965’te Ankara’da faaliyetlerine başlayan Azerbaycan Tanıtım Derneği tarafından kuruldu. Şubat 1966’da “Azerbaycan Balosu” dergisinin ilk sayısı yayımlandı ve “Azerbaycan Marşı”nın sözleri ilk kez bu sayıda yer aldı.
(“Azerbaycan Balosu”. Azerbaycan Tanıtma Derneği Yayınıyar No. 1. Ankara, 1966. s. 3.)
“Azerbaycan Marşı”nın sözleri bu dergide imzasız olarak da yayımlandı.
“Azerbaycan Marşı”nın korunmasında, hafızalarda ve kalplerde yaşamasında, günümüze kadar ulaşıp nihayet bağımsızlığımız ilan edildikten sonra Devlet Marşı statüsü kazanmasında üç mühim faktör önemli rol oynamıştır. Bu faktörlerin her biri üzerinde genişçe durarak oldukça ilginç bilgileri okuyucuların dikkatine sunmayı zaruri görüyorum. Özellikle de kronolojik olarak üçüncü sırada yer alan faktör, geniş kamuoyu tarafından neredeyse hiç bilinmemektedir.
Bu faktörler hakkında, kardeş Türkiye’nin İstiklal Marşı’nın Cumhuriyet Savaşı döneminde doğuşu ve kabulü ile ilgili zengin bilgileri dikkatinize sunduktan sonra detaylıca konuşacağız.



