Kitap Yoranlar

BÜYÜ BOZULDU-Mustafa Başpınar

Huriye EMRE:

Mustafa Başpınar’ın dördüncü öykü kitabı Büyü Bozuldu, geçtiğimiz eylül ayında öykü severlerin beğenisine sunuldu. Yazar, kitabını iki bölüme ayırarak farklı anlatı evrenleri yaratmış. İlk bölüm Yara dokuz öyküden oluşurken, ikinci bölüm Büyü Bozuldu, tek bir öyküyle okurun karşısına çıkıyor. Bu iki bölüm, hem içerik hem de atmosfer açısından birbirini tamamlıyor, aynı zamanda derinlemesine bir insanlık portresi sunuyor.

Başpınar, kitabında insanın yarım kalmışlıklarına, ukdelerine, kapanmayan yaralarına yoğun bir anlatıyla odaklanıyor. Yarım kalan aşklar, çocukluk travmaları, hesaplaşılmamış babalar ve büyük kaçışların hikâyeleriyle okurunu, insan ruhunun karmaşık patikalarında bir yolculuğa çıkarıyor. Yazarın kıvrak dili ve güçlü gözlem yeteneği, doksanlı yılların izlerini taşıyan öykü atmosferlerini çarpıcı bir şekilde yeniden canlandırıyor. Ancak bu öyküler sadece bireysel kırılmalarla sınırlı değil; aynı zamanda toplumsal yozlaşmanın izlerini de barındırıyor. Başpınar’ın kalemi, bireyin iç dünyasındaki çatışmaları toplumsal dinamiklerle buluşturuyor ve okura daha geniş bir sorgulama alanı açıyor.

Kitabın etkileyici öykülerinden biri olan Kabuslarımın Sebebi Siz Miydiniz Babacığım?, bu sorgulamaların bir örneği. Yatılı okul yıllarının ağırlığını bir ömür boyu sırtında taşımış bir adamın hikâyesi üzerinden okur, bireysel yaraların toplumsal nedenlerine tanıklık ediyor. Hiç büyümeyen bir çocuğun iç sesiyle anlatılan öykü, insanın kendisiyle olan savaşı kadar, yanlış geleneksel değerlerin, aile yapılarını nasıl şekillendirdiğini de gözler önüne seriyor. Okur, bu anlatının içinde, en çok da kendi içindeki karanlık ve hesaplaşılmamış duygularla yüzleşiyor.

Başpınar’ın öyküleri, okuru sadece birer izleyici olmaya davet etmiyor; aksine onlara birer tanıklık yükü yüklüyor. Her öyküde, bireyin içsel mücadelesiyle toplumsal gerçekler arasındaki ince sınırda yürüyen bir yazınsallık hissediliyor. Büyü Bozuldu, her satırında insanın kendinden kaçışının imkânsızlığını hatırlatıyor ve en çetin savaşların insanın kendi içinde yaşandığını cesur bir dille dile getiriyor.

Sonuç olarak, Mustafa Başpınar’ın Büyü Bozuldu adlı kitabı, insanın içsel ve toplumsal yaralarını derinlemesine işleyen, etkileyici bir öykü kitabı olarak edebiyat dünyasında iz bırakmaya aday. Başpınar’ın her öyküsünde duyumsanan bu derinlik, okurunun zihninde ve ruhunda kalıcı izler bırakıyor.

 

Servet ÖZTÜRK:

Hepimizin içinde inanmaya samimiyetle ihtiyaç duyduğumuz bir hayal vardır. Bu hayal bir sihir gibi ayaklarımızı yerden keser ve renkli rüyalara daldırır bizleri. Rüyadan uyanıp gerçekle karşılaşınca büyü bozulur. Kimisini ölüm bozar, kimisini ayrılık, kimisini de hayal kırıklıkları…

Mustafa Başpınar’ın kaleminden çıkan “Büyü Bozuldu” adlı kitabı on öyküden oluşuyor. Kitapta Anadolu insanının hüzünleri, sevinçleri, yaşamın kıyısına tutunuşu anlatılıyor. Kitaptaki bazı öyküler Ahmet Sarı, Abdullah Harmancı gibi yazarlara ithaf edilmiş.

Öykülerde iç monolog tekniği oldukça başarılı kullanılmış. Karakterin kendisiyle dertleştiği kısımlar çok samimi. Okuyucu olarak hem dertleniyor hem de empati kuruyoruz karakterle. Beni en çok etkileyen kişi ise Meryem karakteri oldu. Meryem aşk karşısında ayakları dimdik yere basacak kadar realist biridir. Sevdiği adam ona ilanı aşk ettiğinde bile düşünmek ister. Kalbinin sesi yerine vicdanının sesine kulak verir.

“Kitaba dönmeyi, kitap okumayı, satırların altlarını çizmeyi, kenarlarına not almayı ve saatlerce onun dünyasında misafir olmayı ne çok özlemiştim.” (s.49)

Bu satırları okudukça kendimi buluyorum. Kitap okumanın elzem olduğunu, bir hobi değil ihtiyaç olduğunu bilenler beni anlayacaktır. Yazarın da dediği gibi büyü bozulur fakat etkisi uzun süre kalacaktır.

 

Songül USLU:

Mustafa Başpınar’ın “Büyü Bozuldu” adlı öykü kitabı, yaşamın sıradan detaylarından derinlikli anlamlar çıkaran, samimi bir eser. Sokakların, yalnızlıkların, hayal kırıklıklarının ve arada bir ışıldayan umutların izini süren bu kitap, okuru hem düşünmeye hem de hissetmeye davet ediyor.

Kitabın en dikkat çekici yönü, Başpınar’ın olay örgüsünden çok duygulara ve insan ilişkilerindeki görünmez bağlara odaklanması. Yazar, yalnızlığı ve hayal kırıklığını karamsar bir tonla değil, insanı insan yapan yönleriyle anlatıyor. Öyle ki -öykülerdeki karakterler o kadar gerçek ki- onları bir mahalle kahvesinde çay içerken ya da sahilde taş sektirirken görseniz tanıyabilirsiniz. Ancak tam da bu sıradanlık içinde bir şey oluyor ve büyü bozuluyor. Hayatın kendisi kadar gerçek bir kırılma, bir yüzleşme okuru karşılıyor.

Başpınar’ın dili sade, ama bu sadelik öykülerin samimiyetini ve etkileyiciliğini artırıyor. Mekân ve çevre tasvirlerindeki ustalık, öykülerin atmosferini derinleştiriyor. Sokak lambasının titrek ışığı ya da sessiz bir odadaki ağır hava, yalnızca birer detay olmaktan çıkarak anlatının önemli birer parçası hâline geliyor. Ancak, bazı öykülerde olay örgüsünün fazlaca düzenli ve tahmin edilebilir bir çizgiye kayması, eserin spontane havasını yer yer zayıflatıyor. Yine de yazarın içtenliği ve karakter derinliği, bu eksikliği fazlasıyla telafi ediyor.

“Büyü Bozuldu”, sakin ama derin bir yolculuk vaat ediyor. Kitabı okuyan biri, belki bir süre yazmaya ara verir ama insanlara daha dikkatle bakmaya başlar. Mustafa Başpınar’ın bu eseri, Türk öykücülüğüne taze bir soluk getirirken, okurun zihninde şu soruyu bırakıyor: Her büyü gerçekten bozulmalı mı? Bu sorunun cevabı, kitabın samimi ve etkileyici dünyasında saklı.

Şifanur ÖZÇELİK ŞİRİN:

Öykücü Mustafa BAŞPINAR’IN dördüncü öykü kitabı olan “Büyü Bozuldu” eseri, birbirinden güzel öykülerle okurun beğenisine sunulmuş. İçinde, esere ismini verdirecek kadar değerli bir öyküden bahsetmek istiyorum sizlere.

“Büyü Bozuldu” öyküsünde, usta bir anlatım tarzıyla birbirinden farklı öykü anlatma teknikleri kullanılmıştır.

Şiirlere, romanlara en çok konu olan, adından söz ettiren şehir bildiğimiz kadarıyla İstanbul’dur. Başpınar bu öyküsü ile yaşadığı şehir olan Bursa’ya olan vefa duygusunu göstererek anlamlı bir çalışmaya imza atmış, özellikle mekânların ruhunu çok güzel işlemiş. Birinci tekil şahıs dilinden anlatılan öyküde, Çelebi isimli kediyle hayvan sevgisi üzerinden vefa duygusunu okura hissettirmiş. Öyküde ağdalı dil kullanılmamış, duygusu olan ve okurun öykünün dünyasına girmesine olanak sağlayacak sade bir dil ve açık, sürükleyici bir üslup kullanılmıştır. Öykü, vurucu cümlelerle bitirilmiş.

Pırlanta gönüllülükle yazarımız bazı öykülerini edebiyatçı dostlarına ithaf etmiş. Böylece vefa duygusunu bu ithaflarıyla taçlandırmış.

Öykü bittikten sonra kitabı elinizden bırakamıyorsunuz ve “Nasıl yani ya?..” diyerek uzun süre o şekilde kalıyorsunuz. Kalbinizin üzerine bir şey oturuyor ve uzun süre oradan kalkmadan sizi öykünün içinden izliyor. Etkileyici bir öykü olarak hafızalarda iz bırakıyor.

Züleyha YILMAZ:

Edebiyat, ruhumuzun açmazlarını belki de kendi dünyamızda aydınlanması gereken karanlık noktalarımızı aydınlatmak için vardır. Hepimiz okurken, yazarken, konuşurken dertlerimize çare ararız. Sebeplerimiz birbirinden çok farklı olabilir ama sonuçlar bizi hep aynı yere götürür. Yazar için yazmak bir çeşit sessiz çığlıktır. Hayatta sustuklarımızın finali edebiyattır.

“Zihnimiz için edebiyat, kuşun kanatları gibidir. Kuş hiç şaşmadan uçuyorsa, kanatları değil, keskin gözleri sayesindedir.”( Panait Istrati)

Mustafa Başpınar’ın dördüncü öykü kitabı Büyü Bozuldu, iki ayrı bölüme ayrılmış: Yara ve kitapla aynı adı taşıyan Büyü Bozuldu. Yara bölümü dokuz öyküden oluşuyor, Büyü Bozuldu ise yine aynı adı taşıyan bir öyküden oluşuyor.

İlk öykü olan Avucumda Yırtık Bir Resim öyküsü bize çocukluğumuzun ayak seslerini dinletiyor. Çocukluğun masumiyeti ve sonunda beklenmedik üzücü bir olay. Çocukluğumuzun coşkulu neşesi içinde bir kalp ağrısıdır aşk. İlk kez yaşıyoruzdur ve ne yapacağımızı bilemeyiz. İşte Recep de öyle bir süreç yaşıyor.

Yara öyküsünde ise Türkiye’nin siyasi tarihinin insanlarının hayatındaki etkisine ışık tutuyor yazar. Başta mağduriyet yaşayan ailenin sonunda karşı tarafa nasıl geçtiğini usul usul anlatıyor. Kelimeler keskin bir bıçak darbesi gibi değil de ince ince dokunuşlar yapıyor hassas olduğumuz o döneme. Sade, akıcı diliyle karakterleri incelikle anlatıyor bize yazar.

“Ne tez unuttunuz o günleri? Buraları boş bırakırsak kimlerin eline geçeceğini biliyor musun? Başka seçeneğimiz mi var? demiyorlar.”(s. 48)

Abdullah Harmancı’ya ithaf edilen üçüncü öykü Meçhule Atılan Taşlar ise bir çeşit iç sorgulama şeklinde. Hepimizin kararlarını sorguladığı anlar vardır. Belki zaman zaman pişman olduğumuz anlar. Sonunda direnmekten yorulup kendimizi hayatın akışına bırakırız. İşte kendi hâlinde Konya’da bir kafede oturan öykü karakteri de bunu yapıyor. Hayatı akışına bırakıyor.

Kâbuslarımın Sebebi Siz miydiniz Babacığım? adlı öyküde yatılı okullarda okumak zorunda kalan bir çocuğun hassas kalbinin yaşadığı acıları ve korkuları görüyoruz. Yıllarca içinde taşıdığı korkuları onu rüyalarında hiç rahat bırakmıyor. Babasıyla ve yaşadığı durumla hesaplaşma içinde, sonunda bu hesaplaşmayı anlatan bir mektup yazıyor babasına. Mektupta öyle sert ifadeler yok. Çaresiz ve hâlâ korku hisseden bir çocuk. Mektubun son cümlesinde yazar kalbimize oku saplıyor.

Masamın başına geçip masa lambasının ölgün ışığında mektubunu yazmaya başladım: Aldanmak insana mahsusmuş babacığım…”(s. 65)

Yazarın kalemi incelikle ruhumuza dokunuyor. O, kelimelerle oyun yapmadan sade ve akıcı bir üslupla söylemek istediklerini anlatıyor.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu