1 hafta önce

    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
    4 hafta önce

    DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

    DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
    24/08/2026

    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
    28/07/2026

    ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

    ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
    18/07/2026

    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
    15/05/2026

    THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

    THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
    13/05/2026

    Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

    Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
    05/04/2026

    HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

    HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
    03/04/2026

    “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA-PƏRVANƏ BAYRAMQIZI

    “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA PƏRVANƏ BAYRAMQIZI Qədimdən bəri dövlətlər arasında iqtisadi-siyasi əlaqələrlə yanaşı ədəbi-mədəni əlaqələr də…
    02/04/2026

    KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ-ZÜLEYHA YILMAZ

    KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ ZÜLEYHA YILMAZ 18.02.2018              Sevgili dostum, bana zehir zemberek sözler söylemişsin.  Ben seni bilirim, dilin kötü söz söyler…
      28/07/2026

      ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

      ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
      13/05/2026

      Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

      Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
      05/04/2026

      HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

      HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
      23/03/2026

      MASALLARIN RENGİ-Mezide Yılmaz

      MASALLARIN RENGİ Mezide Yılmaz   Masallarda güle oynaya koşturan kız Sen gülünce çöllerde çiçekler açar   Sulu boya resimlerde Dağın…
      28/10/2025

      KAPADOKYA EDEBİYAT FESTİVALİ ULUSAL KÜÇÜREK ÖYKÜ YARIŞMASI SONUCU

      KAPADOKYA EDEBİYAT FESTİVALİ ULUSAL KÜÇÜREK ÖYKÜ YARIŞMASI SONUCU T.C. NEVŞEHİR VALİLİĞİ NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ KAPADOKYA GELİŞİM DERNEĞİ (KAGELDE)…
      29/09/2025

      KAPADOKYA EDEBİYAT FESTİVALİ ULUSAL KÜÇÜREK ÖYKÜ YARIŞMASI DUYURUSU

      KAPADOKYA EDEBİYAT FESTİVALİ ULUSAL KÜÇÜREK ÖYKÜ YARIŞMASI   T.C. NEVŞEHİR VALİLİĞİ NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ KAPADOKYA GELİŞİM DERNEĞİ (KAGELDE)…
      25/09/2025

      “YENİDEN” İNKILAP KİTABEVİ’NİN GENÇ SERİSİNDEN ÇIKTI

      “YENİDEN” İNKILAP KİTABEVİ’NİN GENÇ SERİSİNDEN ÇIKTI Öykü, bazen tek bir cümleyle insanın kalbine dokunur. Bazen de bir kitabın sayfaları, bize…
      28/08/2025

      TANRI DAĞINDAN MƏMMƏD İSMAYILA ZƏNG: “ALO!.. ALO!..”

      TANRI DAĞINDAN MƏMMƏD İSMAYILA ZƏNG: “ALO!.. ALO!..” Ümid Nəccari 2022-ci ilin iyun ayı idi. Rumıniyada Beynəlxalq “Mihai Eminescu” Festivalında iştirak…
      27/08/2025

      BEN BÜYÜDÜM SEN DE BÜYÜ

      BEN BÜYÜDÜM SEN DE BÜYÜ Gülzar İbrahimova Azerbaycan “Bakü’yü özlüyorum!” “Özleme, tatilde Bakü’ye gideceğiz!” Hemen şimdi istiyorum, dedi Ayşen. Gözyaşlarına…
      19/08/2025

      TÜRK DÜNYASININ BÜYÜK ŞAİRİ AZERBAYCANLI MƏMMƏD İSMAYIL VEFAT ETTİ

      TÜRK DÜNYASININ BÜYÜK ŞAİRİ AZERBAYCANLI MƏMMƏD İSMAYIL VEFAT ETTİ (1 Kasım 1939-19 Ağustos 2025) Sağlık sorunları nedeniyle uzun süredir tedavi…

      Tam genişlik

      Blok Başlığı

      Blok Başlığı

      Blok Başlığı

      Blok Başlığı

      • BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

        Kamil ŞAHVERDİ

        “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”

        Mehmet Akif Ersoy

         

        1920 yılının Nisan ayında Azerbaycan Kızıl Bolşevikler tarafından işgal edildiği için devlet marşının kabulünü tamamlamak mümkün olmamıştı. Kardeş Türkiye ise bu dönemde dört bir yandan düşman baskılarına maruz kalmıştı. Ülke adeta ateş çemberindeydi ve pek çok bölge işgal altındaydı. Türkiye Kurtuluş Savaşı başlamıştı.

        ​            Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin işgalinden birkaç gün evvel, 23 Nisan 1920’de Mustafa Kemal, silah arkadaşlarıyla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurdu.

        ​            1920 yılının yaz aylarında, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, halkı ve orduyu içine düştüğü ruhsuzluktan kurtarmak ve milli birliği sağlamak amacıyla bir Milli Marş yazılması girişiminde bulundu.

        Türkiye’de Milli Marş, Osmanlı döneminde, 19. yüzyılda gündeme gelmişti. Bu zamana kadar ise dünyanın en eski ve en meşhur askeri müzik kurumu olan Mehter takımı yüzyıllar boyunca Türk devletlerinin temel simgelerinden biri sayılıyordu. Selçuklular, İlhanlılar, Osmanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Memlükler ve Safevi devletlerinde tebil, nagara, davul, kös, zurna, zil (pirinç daireler), boru (pirinç boru) ve karanay aletlerinden oluşan askeri müzisyen birlikleri mevcuttu. Bu müzisyen birlikleri yalnızca vurmalı ve üflemeli enstrümanlardan ibaretti.

        ​            Selçuklulardan Osmanlılara intikal eden askeri müzisyen birlikleri Mehter adı altında teşkilatlandırıldı. Kabul edildiğine göre, ilk askeri müzisyenler birliğini Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad, 13. yüzyılda Osman Bey’e hediye olarak göndermişti. Osmanlı devletinde askeri müzisyenler birliği geliştirilerek Mehterhane kuruldu. Mehterler, dünyanın en eski ve en meşhur nizamî askeri orkestrası sayılmaktadır. Bu orkestralar özel bir sistemle yapılanarak faaliyet gösteriyorlardı.

        ​            Savaş sırasında bu orkestranın icrası, tebillerin ve davulların gümbürtüsü ile nefesli çalgıların gür sesi düşmanı dehşete düşürürdü. Düşman birlikleri bu korkunç sesler karşısında sarsılarak savaş meydanını terk etmek zorunda kalırdı. Taarruz eden savaşçılar ise daha da cesaretlenip coşkuya kapılır ve savaş meydanına atılırlardı.

        ​            Orta Çağ’da Mehterler, Osmanlı devletinin temel simgelerinden biri olarak büyük bir önem kazanmışlardı.

        Osmanlı Devleti döneminde askeri müzik geleneği, mehter adıyla tarihin en görkemli ve sistemli teşkilatına yükselmiştir. Farsça kökenli olan “mihter” kelimesinin, bazı kaynaklara göre “mih” (büyük) ve “ter” (üstünlük bildiren ek) hecelerinden türediği, “en uca” veya “en ulu” anlamına geldiği bildirilmektedir. Osmanlılarda bu kelime hem askeri müzik topluluğu (mehterhane) hem de yüksek rütbeli bazı görevliler için kullanılmıştır. Mehter yalnızca bir müzik grubu değildi; görsel ihtişamı ve işitsel gücüyle imparatorluğun kudretini ve azametini yansıtan bir vasıta idi (Vural Timur, 2012, “Osmanlı Dönemi Mehter Teşkilatı”, Zeitschrift Fur Der Turken Journal of World of Turks, 4 (1), ss. 315-330).

        Eminlik ve huzur dönemlerinde ise mehter takımları halkın mutlu günlerinde, düğünlerde, bayramlarda ve halk şenliklerinde yakından yer alarak bu etkinliklere ayrı bir renk katıyorlardı.

        ​            Mehterin özel bir teşkilat olarak sistemli bir surette şekillenmesi I. Murad döneminde başlamıştır. Öyle ki I. Murad, Yeniçeri Ocağı’nı kurduğunda onlara destek amacıyla mehter teşkilatını da tesis etmiştir.

        ​            II. Mehmed döneminde devlet yapısında gerçekleştirilen reformlar neticesinde Mehteran-ı Tabl-ü Alem teşkilatı sistemli bir yapıya kavuşturulmuştur.

        1. Mehmed’in mehtere son derece büyük bir önem atfettiğine dair tarihte yeterli delil mevcuttur:

        ​            “İstanbul’un Fethi sırasında mehter takımı aktif olarak kullanılmış, kuşatma esnasında verilen taarruz emirlerinin başlangıcı Mehter takımının icra ettiği ‘Ceng-i Harbi’ idi. Bu beste, ilk icra edildiğinde yalnızca davullarla çalınan ritmik bir yapıdan ibaret idi ve savaşın başladığını haber veren bir işaretti.” (Ahmet Selçuk Bayburtlu, 2017, “Türk Askeri Müzik Tarihi Hakkında Bir İnceleme”, Online Journal of Music Sciences, 2 (1), ss. 7-30.)

        ​I. Süleyman döneminde Osmanlı topraklarının genişlemesiyle birlikte devlet teşkilatındaki değişimlere paralel olarak mehterhanelerde de yapısal dönüşümler yaşanmıştır. Askeri müzisyenler hakkında yeni kanunlar çıkarılmış ve modern anlamdaki askeri orkestraların temelleri atılmıştır.

        17.​ yüzyılda Osmanlıların Avrupa ülkelerine seferleri sırasında fethettikleri şehirlerde Yeniçeri birliklerinin merkezi cadde ve meydanlarda düzenledikleri gösterişli nizamî geçitler Avrupalılarda ciddi bir izlenim bırakıyordu. Yeniçerilerin kıyafetleri, ritmik yürüyüşleri, mehter marşları, müzik aletleri ve bu aletlerin ses tınıları herkeste büyük bir ilgi uyandırıyordu. Böylece bu dönemden başlayarak Yeniçerilerin askeri orkestra gelenekleri Avrupa ülkelerine yayılmaya başlıyor ve Avrupa’da bu durum bir moda hâline geliyordu. “Ottoman military bands” (Osmanlı askeri orkestrası) neredeyse bütün Avrupa ülkelerinde geniş bir popülarite kazanıyordu. Belirtilmelidir ki, Osmanlı askeri orkestrası ilk defa askeri adımlarla yürüyüş eden, nizamî geçitler düzenleyen orkestra kabul edilmektedir.

        ​            1720 yılında Polonya Kralı II. August, Türk sultanından Yeniçeri askeri orkestra müzik aletlerinin setini hediye olarak alır. 1725 yılında Rus İmparatoriçesi I. Yekaterina, İstanbul’dan Türk askeri orkestrası getirtir. 1741 yılında ise yeniçeri müzik aletleri Avusturya’da, daha sonra Prusya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlanır. “Alla Turca” bir tür olarak Avrupa’da öyle bir moda olmuştu ki, her bir besteci yazdığı eserlerde Türk müzik aletlerini kullanarak mehter marşlarının ses tınısı koloritini yaratmaya çalışıyordu. Artık Avrupa senfoni orkestralarının tamamında Türk müzik aletlerinden geniş ölçüde yararlanılıyordu. Bu dönemde Türk Yeniçeri müziğinin ve mehter marşlarının Avrupa senfoni ve opera müziğine olan ciddi etkisi su götürmez bir gerçektir. Meşhur besteciler Haydn, Gluck, Mozart, Beethoven, Liszt, Bizet, Mahler ve diğer dünya şöhretli besteciler kendi yaratıcılıklarında Türk müzik geleneklerine atıfta bulunarak bunlardan geniş şekilde yararlanmışlardır.

        1826 yılında II. Mahmud, dönemin gereksinimlerini karşılamadığını gerekçe göstererek Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmıştır. Yeniçeri Ocağı’nın lağvedilmesiyle birlikte bütün mehterhaneler de kapatılmıştır; çünkü mehterhaneler Yeniçeri Ocağı’nın bünyesinde faaliyet göstermekteydi.

        ​            Tarihte bu olay “Vaka-i Hayriye” (Hayırlı Olay) adı ile bilinmektedir. 16 Haziran 1826 tarihinde İstanbul’da Osmanlı Padişahı II. Mahmud’un emriyle Yeniçeri Ocakları topa tutularak ortadan kaldırılmış, sağ kalanlar ise 16-17 Haziran tarihlerinde idam edilmiştir.

        ​            Bununla birlikte, mehterhanelerin kapatılmasıyla yüzyıllar boyunca oluşmuş büyük marş külliyatının da yok edildiğine dair bilgiler mevcuttur. Bu husus “Parlak Jurnal” internet dergisinde şu şekilde ifade edilmektedir:

        ​            “Tarih 1826’yı gösterirken 2. Mahmut, evvelki padişahların düşünüp de yapamadıkları bir şeyi başaracaktı. Osmanlı’nın Batılılaşması uğrunda ve modernleşmek maksadıyla Yeniçeri Ocakları’nı kapatmıştı. Tabii ki, bununla beraber Ahi, Bektaşi Ocakları ve Mehteran Bölüğü de aynı kaderi yaşayacaktı. 2. Mahmut Mehteran Bölüğü’nü kapatırken oradaki marşlar ve güfteler de bölükle birlikte kül olup uçtu. Bizim birçoğumuzun kadim asırlardan kaldığını sandığımız Mehter Marşları aslında 2. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte 1908’den sonra bestelenmiştir. 1914’te Enver Paşa’nın emirleri ile mehter marşları yeniden bestelenmeye başlanmıştır.” (“Mehter Marşları ve Gerçek”, Parlak Jurnal İnternet Dergisi, 17 Ağustos 2017)

        Mehter bölüğünün kapatıldığı esnada beste ve güftelerin de ortadan kaldırılmasının sebebi II. Mahmud’un modernleşme hamlesiydi. Yeniçeri Ocağı’nı kapatan bir padişah, eski orduyu hatırlatan hiçbir unsuru hayatta tutmak istememişti; bu durum bir nebze anlaşılabilirdir. Daha sonra Osmanlı’da milliyetçilik hissiyatının yükselmesiyle birlikte bu marşların gücü keşfedilecek ve Osmanlı marşları yeniden hatırlanacaktır (“Mehter Marşları ve Gerçek”, Parlak Jurnal İnternet Dergisi, 17 Ağustos 2017).

        1. Mahmud, mehter teşkilatı yerine Avrupa devletlerindeki askeri orkestraların benzeri olan “Müzika-i Hümayun” adında saray orkestrası kurdu. 1828 yılında bu orkestraya şeflik etmek üzere İtalya’dan besteci ve dirijor Giuseppe Donizetti davet edildi. Meşhur İtalyan besteci Gaetano Donizetti’nin büyük ağabeyi olan Giuseppe Donizetti, Napolyon’un ordusunda askeri orkestrada hizmet vermişti. İstanbul’a davet edilen Giuseppe Donizetti (1788-1856), II. Mahmud’un sarayında Avrupa tipli bir orkestra kurarak ömrünün sonuna kadar Osmanlı devletinde hizmet etmiştir. Paşa ünvanı ile ödüllendirilen Giuseppe Donizetti’nin II. Mahmud’un şerefine bestelediği “Mahmudiye Marşı” on bir yıl, II. Mahmud’un ölümünden sonra tahta çıkan oğlu Sultan Abdülmecit için bestelediği “Mecidiye Marşı” da (1839) 22 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin marşı olarak icra edilmiştir.
        2. yüzyılın başlarında Osmanlı’da milli uyanış zemininde mehter müziği yeniden gündeme geldi. Enver Paşa, mehter müziğinin Türkçülüğü güçlendireceği düşüncesiyle yeniden mehter takımı kurma fikrini ortaya attı. Lakin devletten destek bulamadığı için Enver Paşa isteğini gerektiği seviyede hayata geçirmeyi başaramadı. Buna rağmen birçok nüfuzlu asker ve fikir insanı Enver Paşa’nın teşebbüsüne katılarak bu konuyu gündemde tutabilmişti. Nihayet 1914 yılında İstanbul’daki Askeri Müze bünyesinde Mehterhane-i Hakani adıyla yeni bir mehter takımı kuruldu. “Mehterhane-i Hakani’nin mehterbaşılılığına Eyyubi Ali Rıza Bey (Şengel) getirildi; haftada iki gün konser vermeye başladı” (Erhan Tekin, Nilgün Doğrusöz, 7 Ocak 2018, “Yirminci Yüzyılda Kültürel Bellek ve Geleneğin Yeniden İhyası Bağlamında Mehterhane-i Hakani”, Elektron Sosyal Bilimler Dergisi, 17 (65), ss. 317-336).

        Millî Mücadele döneminde milletin ve ordunun birliğini, manevi yükselişini, mücadele azmini güçlendirmek ve ruh yüksekliğini sağlamak amacıyla Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa bir milli marş yazılmasının önemini topluma iletti. İsmet Paşa’nın milli marş girişimi hakkında Ayşe Hür “‘Devşirme’ Marşlarla Milliyetçilik” adlı yazısında şunları kaydetmektedir:

        ​            “Bir gün orta okul müdürü odasında çalışıyordum. Papağımı masanın bir kenarına koymuştum. Kapı açıldı. İçeri kısa boylu bir Başmayeğün (Başmayeğün yerine metne sadık kalarak Baş Karargah) albay girdi. Onu görünce ayağa kalktım, papağımı giydim. ‘Buyurunuz’ dedim. Bu adam ‘Ben, Batı Cephesi Baş Karargâh Kurmay başkanı İsmet’ dedi. Onu masamın önündeki koltuğa davet ettim, oturdu.”

        “Beni size Dr. Riza Nur Bey gönderdi. Orduda karar verdik. Bir İstiklal Marşı istiyoruz. Bunun sözleri ve müziği için ayrı yarışma düzenlenmelidir. Her birini kazanana beş yüz lira vereceğiz” dedi. Emirlerini derhal icra edeceğimi söyledim. O da kalktı gitti.

        Bu satırlar 1921 yılında Maarif Vekaletinde orta dereceli eğitimden mesul olan Nami (Duru) Bey’e aittir. (Ayşe Hür, “‘Devşirme’ Marşlarla Milliyetçilik”, bianet, 26 Nisan 2008)

        ​            Kazım Nami Duru vakit kaybetmeden Millî Marş hususunda faaliyetlere başlar. Millî Eğitim Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığının desteğiyle yarışmanın teşkilini ve galip gelen şiire müzik bestelenmesi için yeni bir yarışma düzenlenmesini üstlenir. Millî Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur’un imzasıyla hazırlanan resmî evrak vilayetlere gönderilir. Belgede şu ifadelere yer verilir:

        ​            “Türk devletinin ebediliğini, Anadolu Millî Mücadelesi’nin ruhunu, Türk’ün istiklal aşkını dile getirecek bir millî marş sözlerinin yarışmaya açıldığı, yarışma sonunda marşın besteleneceği, marş sözlerinin 3 ay içinde 21 Aralık 1920 tarihine kadar Ankara’da Maarif Vekaletine gönderilmesi, yarışmaya katılanların ad ve soyadlarını ayrı bir zarfa yazarak şiirleriyle birlikte iletmeleri, yarışma neticesinde birinci olan şiire 500 lira ödül verileceği bildirilmiştir.”

        (www.ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/697/)

        ​

        Bu çalışmaların hemen ardından Büyük Millet Meclisinde marş güftelerini inceleyecek bir komisyon kurulmuştur. Şiir yarışmasına toplam 724 eser gönderilmiştir. Bu süreçte Dr. Rıza Nur Bey, Türk-Rus müzakerelerinde heyet üyesi olarak görevlendirildiği için Maarif Vekilliğinden ayrılmış, yerine Hamdullah Suphi Tanrıöver Maarif Vekili olmuştur.

        (www.ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/697/)

        Ardından Ankara’da yayımlanan Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 25 Ekim 1920 tarihli nüshasında şu ilan neşredilir:

        ​            “Milletimizin dâhili ve harici istiklali uğrunda başlatmış olduğu mücadeleyi ifade ve teyit etmek maksadıyla Maarif Vekaleti tarafından bir İstiklal Marşı yarışması ilan olunmuştur. Bu yarışmaya gönderilen eserler 23 Kanun-i evvel sene 1336 (23 Aralık 1920) tarihine kadar edebi jüri tarafından seçilecek ve kabul edilen eserin güftesine beş yüz lira ödül verilecektir. Ayrıca beş yüz lira daha tahsis edilerek beste için ayrı bir yarışma düzenlenecektir. Bütün müracaatlar Ankara’da Büyük Millet Meclisi Maarif Vekaletine yapılacaktır.”

        Yarışmaya katılım beklenenden çok daha fazla olmuştur. Eser gönderenler arasında Kazım Karabekir, Hüseyin Suat Yalçın, İsak Ferrara, Mühiddin Baha Pars ve Kemaleddin Kamu gibi tanınmış şairler de yer alıyordu. Gönderilen metinler Millî Eğitim Bakanlığında oluşturulan heyet tarafından tahlil edilirdi. Bütün çalışmalar vatan sevgisine, egemenliğe ve bağımsızlığa adanmış olsa da hiçbiri Millî Marş olma niteliğini tam anlamıyla karşılayamamıştı. Dolayısıyla 23 Aralık 1920 tarihine kadar Maarif Vekaletine ulaştırılan yüzlerce eser arasından marş için uygun görülen bir çalışma çıkmamıştı.

        ​            Mustafa Kemal Paşa, Hasan Basri Çantay ve Hamdullah Suphi, bu vazifeyi yalnızca Mehmet Akif Ersoy’un yerine getirebileceğine inanıyorlardı. “Çanakkale Şehitlerine” ve “Bülbül” gibi dillerden düşmeyen eserlerin sahibi olan Mehmet Akif, “Milletin başarılarının para ile övülemeyeceğini” belirterek para ödülü konulduğu için İstiklal Marşı yarışmasına katılmayı reddetmişti.

        5 Şubat 1921 tarihinde Maarif Vekili Hamdullah Suphi, Mehmet Akif’e bir mektup yazarak kendisini yarışmaya iştirak etmeye ısrarla davet etmiştir. Hasan Basri Çantay, Akifname adlı kitabında bu durumu şu şekilde tasvir etmektedir:

        ​“İstiklal Marşı.

        Nasıl yazıldı? Nasıl kabul edildi?

        Milli istiklalimizin güzel ve uyumlu bir marşını kaleme almak üzere Maarif Vekaleti şairlerimize müracaat etmiş, bir yarışma tertiplemişti. Birinciliği elde eden şaire 500 lira mükafat takdim edecekti. Aradan çok geçmeden Vekalete birçok marş gelmeye başladı.”

        “Bu marşın — İstiklal mücadiləsinin içində, Büyük Millet Meclisi’nin sakf-ı hamiyeti altında bulunan Mehmet Akif tarafından yazılmasını onun özüne söylediğimiz zaman o:

        — Ben ne yarışmaya katılırım, ne de ‘caize’ alırım.

        ​Ben ricalarımı tekrar ettikçe o da aynı sözü söylüyor ve:

        — Koyun yazsınlar. Ben bu yaştan sonra yarışmaya mı çıkacağım, ayıp değil mi? — diyordu.

        ​Bir gün Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey Mecliste beni gördü, dedi ki:

        — Şimdiye kadar 500’den fazla marş geldi. Ben hiçbirini beğenmedim. Üstadı inandıramaz mısın?

        ​Cevap verdim:

        — Akif Bey yarışma şeklini ve ödülü kabul etmiyor, eğer buna bir çare ve bir yol bulursanız yazdırmaya çalışırım.

        ​Düşündü, ‘dur, dedi, ben ona bir tezkire yazayım. Arzusuna tabi olacağımızı bildirim. Fakat, tezkireyi ona siz verin…’

        ​Ben de uyuştum. Yarım saat sonra bu tezkireyi getirip bana verdi:

        ​’Çok eziz ve muhterem efendim,

        İstiklal marşı için açılan yarışmaya buyurmamanızın sebebini ortadan kaldırmak için çok tedbirler vardır. Zat-ı alileri için arzu olunan şiiri yazmak, maksada ulaşmak için son çare olarak kalmıştır. Sizin asil kaygılarınızın talep ettiği her şeyi yapacağız. Saygıyla, memleketimizi bu tesirli inam ve teşvik vasıtasından mahrum etmemenizi rica ederim ve bu fırsattan istifade ederek en derin hürmet ve ihtiramımı bir kez daha ifade ederim, efendim.’

        ​5 Şubat 1921

        Umum Maarif Vekili

        Hamdullah Suphi”

        [Hasan Basri Çantay, Akifname (Mehmet Akif), 1966, s. 62]

        ​

        Mehmet Akif, Hamdullah Suphi’nin kendisine yazdığı mektuptan sonra, galip gelecek eser için belirlenen ödülün kimsesizlere dağıtılması şartıyla yarışmaya iştirak etmeye razı olmuştur.

        ​            Milletvekili olarak TBMM’de yer almak üzere Ankara’ya gelen Mehmet Akif, ev bulamadığı için Taceddin Dergahı’na yerleşmişti. 17 Şubat 1921 tarihinde şair, Türk ordusuna ithaf ettiği; Kurtuluş Savaşı’nın kazanılacağına olan inancı, Türk askerinin cesaretini, Türk milletinin kendi bağımsızlığına, Hakk’ına, yurduna ve dinine olan bağlılığını terennüm eden şiiri kaleme almıştır.

        ​            Bingöl Yedisu İlçe Yazı İşleri Müdürü Osman Nuri Besi, www.yedisu.gov.tr adresindeki “İstiklal Marşımız Nasıl Yazıldı…?” başlıklı makalesinde Taceddin Dergahı’nda İstiklal Marşı’nın yazılışını şu şekilde tasvir etmektedir:

        ​            “Karanlık günlerde vatanımızın kurtulacağını, varlığımızın sembolü olan ay-yıldızlı al bayrağımızın ebediyen dalgalanacağını müjdeleyen; ordumuza ve milletimize iman, ümit ve cesaret kaynağı olan İstiklal Marşımızı M. Akif 17 Şubat 1921’de Taceddin Dergahı’nda yazdı. Türk milleti yok edilmek istenmektedir; akşam güneşi batmaktadır. Acaba varlığımızın sembolü olan bayrağımızda, yıldızımız da sönecek midir? M. Akif imanla kükrer:

        “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

        Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

        O, benimdir, milletimin yıldızıdır, parlayacak;

        O, benimdir, o benim milletimindir ancak!”

        ​            17 Şubat 1921 gecesi Taceddin Dergahı’nda merdivenden çıkınca hemen sol taraftaki küçük odada, rafta küçük gaz lambası yanmakta; yatağında uyumakta olan M. Akif uyanmış, kâğıt aramaktadır… Yoktur. Eline geçen kurşun kalemle yatağının sağındaki duvara dönmüş, İstiklal Marşımızı yazmaya başlamıştır. Sabah namazına kalkan oda komşusu Hafız Bekir Efendi (Konya parlamento üyesi), M. Akif’i elindeki cep bıçağı ile duvardaki kıtayı kazırken görür:

        Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın…

        Kim bilir, belki yarın… Belki yarından da yakın.”

        ​            Mehmet Akif, Kahraman Ordu’ya ithaf ettiği şiiri bitirince bakanlığa takdim eder. Hamdullah Suphi, şiiri ilk önce orduda okunması için cepheye gönderir; ne de olsa marş yazılması teklifi ordudan gelmiştir ve askerlerin şiiri nasıl karşılayacağı son derece önemlidir. O günlerde cephede durum hiç de iyi değildir.

        ​            “Kütahya ve Eskişehir muharebelerinde ordumuz Sakarya’nın şarkına çekilmişti. Eskişehir düşman işgaline uğramış ve karar merkezinin Ankara’dan Kayseri’ye taşınma hazırlıklarına başlanmıştı. Bu sıkıntılı günlerde Hamdullah Suphi Bey, Akif’in şiirinin önce cephede askerler arasında okunmasına karar verdi. Ne de olsa marş yazılması teklifi ordudan gelmişti. Bu maksatla şiir Şark Cephesi Komutanlığına gönderildi. Okunduğunda askerlere büyük manevi destek olmuş ve çok beğenilmiştir.” (Ahmet Yozgat, “İstiklal Marşımız Nasıl Yazıldı”, www.derindunya.com, 26 Haziran 2014)

        ​            Orduda şiir büyük bir ruh yükselişiyle karşılandıktan sonra matbuatta neşredilir ve milletin ihtiyarına verilir. İlk defa 17 Şubat 1921 tarihinde Ankara’da yayımlanan Hakimiyet-i Milliye gazetesinin ve Sebilürreşad dergisinin ilk sayfalarında, daha sonra ise 21 Şubat 1921 tarihinde Anadolu’nun en meşhur gazetelerinden Açıksöz’de şiir yayımlanır. Ordudan sonra halkın da sevgisini kazanan “Kahraman Ordumuza” şiiri, İstiklal Marşı olarak tasdikini bulmak maksadıyla 26 Şubat 1921 tarihinde TBMM’nin müzakeresine sunulur. Mecliste müzakere edilmesi için şiirin basılarak milletvekillerine dağıtılması kararlaştırılır. Meclis Reisi Mustafa Kemal Paşa bu meseleyi Maarif Encümenine havale eder; lakin bazı milletvekilleri bunun aleyhinde çıkar. İzmit Mebusu Hamdi Namık Bey, yazılan eserler arasında Maarif Encümeni Reisi Mehmet Akif Bey’in de eseri bulunduğundan, gönderilen şiirlere tarafsız bakılabilmesi için özel bir komisyon kurulması gerektiğini ve şiirlerin bu komisyonda incelenmesini savunur. Hamdi Namık Bey’in bu teklifi kabul edilmemiş ve İstiklal Marşı’nın seçimi Maarif Encümenine bırakılmıştır.

        ​            1 Mart 1921 tarihinde milletvekili Hasan Basri Bey, İstiklal Marşı şiirinin Hamdullah Suphi Bey tarafından Meclis kürsüsünden okunması teklifiyle kürsüye çıkmıştır. Buna karşı çıkanlar olsa da, sonunda Maarif Vekaleti tarafından Meclise teklif edilen yedi şiirden birini seçerek Hamdullah Suphi Bey’in kürsüden okuması kararlaştırılmıştır.

        ​            Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlık ettiği o gün Meclis, İstiklal Marşı’nı geniş bir şekilde müzakere etmiştir. Verilen teklifin oylamaya sunularak kabul edilmesi kararlaştırıldıktan sonra Hamdullah Suphi Bey, İstiklal Marşı’nı okumak üzere kürsüye çıkmıştır. “Mehmet Akif’ten şiiri yazmasını kendisinin istediğini, şairin para ödülü sebebinden yarışmaya katılmayı uygun görmediğini, ancak görüşmeler neticesinde Mehmet Akif’i razı ettiklerini, elemelerden kalan son altı şiirle birlikte Mehmet Akif’in şiirini Meclisin seçimine takdim ettiklerini söylemiş ve ardından İstiklal Marşı’nı kürsüden okumuştur.”

        (Hüsnü Özlü, “İstiklal Marşı’nın Yazılışı ve Kabulü”, www.ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/697/)

        ​            TBMM’nin 1 Mart 1921 tarihli oturumunun tutanağında, İstiklal Marşı kürsüden okunduğu esnada milletvekillerinin her kıtadan sonra alkışlarla mukabelede bulundukları kaydedilmektedir. Bahse konu tutanağı olduğu gibi takdim ediyorum:

         

        İstiklal marşı

         

        1

        Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

        (Şiddetli alkışlar)

        Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

        O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

        O benimdir, o benim milletimindir ancak.

         

        2

        Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

        Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?

        Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…

        Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

        (Alkışlar)

         

        3

        Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

        Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

        Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

        Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

         

        4

        Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

        Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

        Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

        “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

         

         

         

         

        5

        Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın.

        Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

        Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…

        Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

        (Alkışlar)

         

        6

        Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:

        Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

        Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

        Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

        (Alkışlar)

         

        7

        Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?(Alkışlar)

        Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!

        Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,

        Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

        (İnşaallah sadaları)

         

        8

        Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:

        Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

        Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,

        Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

         

        9

        O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım,

        Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,

        Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden na’şım;

        O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

        (Alkışlar)

         

         

        10

        Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

        Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

        Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:

        Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

        Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

        (Sürekli alkışlar)

        (www.tbmm.gov.tr/tarihce/istiklalmarsi_c9_ic1.pdf)

         

        Mehmet Akif’in Kahraman Ordu’ya yazdığı şiir on iki gün sonra, 12 Mart 1921 tarihinde Mecliste gerçekleşen geniş müzakerelerin ardından oy çokluğu ile İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir.

        ​            Gazi Mustafa Kemal Paşa Mecliste marşı en ön sırada ve ayakta alkışlayarak dinlemiş ve marşın kabulünün ardından İstiklal Marşı’nın önemini şu sözlerle açıklamıştır:

        “Bu marş, bizim inkılabımızın ruhunu anlatır… İstiklal Marşı’nda davamızı anlatmak bakımından büyük manası olan mısralar vardır. En beğendiğim yeri bu mısralardır: ‘Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal.’ Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır… Bu demektir ki, efendiler Türk’ün hürriyetine dokunulmaz!”

        ​BU MARŞ MİLLETİN MALIDIR.

        Mehmet Akif Ersoy.

        ​            Mehmet Kurtoğlu Taceddin Dergahında İstiklal Şairi Mehmet Akif kitabında şu hususları kaydetmektedir:

        “İstiklal Marşı 1 Mart 1921’de Meclis kürsüsünden okunurken büyük bir alkış tufanı kopmuş; 12 Mart’ta resmen kabul edilmiş, gazetelerde yayımlanmış, kartpostallar ve levhalar üzerine basılarak bütün yurdun dört bir yanına dağıtılmıştır. İlk defa Sebilürreşad dergisinde yayımlanmıştır. Akif, ‘Bu marş milletin malıdır’ diyerek onu Safahat adlı eserine almamıştır.” (Mehmet Kurtoğlu, Taceddin Dergahında İstiklal Şairi Mehmet Akif, s. 32, Ankara, 2016)

        İstiklal Marşı Mecliste kabul edildikten sonra 21 Mart 1921 tarihli sayısında resmi devlet organı olan Ceride-i Resmiye Gazetesi’nin ilk sayfasında çerçeve içinde basılmıştır.

        ​            Mehmet Akif’in şiiri resmen İstiklal Marşı olarak kabul edildikten ve matbuatta neşredildikten sonra birçok bestekar yarışma ilanını beklemeden marşın müziğini bestelemiştir. 1 Kasım 1921 tarihinde Maarif Vekaleti, İstanbul’da bir beste yarışması düzenlenmesi için bir komisyon kurulması hususunu Meclis’e taşımıştır. Lakin Meclis, daha ehemmiyetli müzakerelerin bulunduğu gerekçesiyle bu teklifi kabul etmemiştir. Çünkü Anadolu’da kızgın bir savaş sürdüğü için beste yarışması aktüalitesini yitirmişti; bu sebeple de Maarif Vekaletine takdim edilen 24 beste arasından bir seçim yapılmamıştı.

        ​            “Beste yarışması ise güfte kadar ilgi görmedi. Bu da memleketin o zamanki müziğe ilişkin durumunu yansıtmaktadır.

        Beste yarışmasına ancak 24 besteci katılmıştı. Onlardan bazıları şunlardır:

        Ahmet Cemalettin, Çinkılıç, Ahmet Yekta Madran, Ali Rifat Çağatay, Asım Bey, Bedri Zabac, Hasan Basri Çantay, H. Saadettin Arel, İsmail Hakkı Bey, İsmail Zühtü, Kazım Üz, Lemi Atlı, Mehmet Baha Pars, Mustafa Sunar, Rauf Yekta, Saadettin Kaynak, Zati Arca, Zeki Üngör.”

        (İşte İstiklal Marşının İlk bestesi, www.sabah.com.tr/kultur_sanat/2012/03/12/iste-istiklal-marsinin-ilk-bestesi)

        ​            Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’na karşı çıkanlar da yok değildi. Onlar da vaktievyekte Meclis’te İstiklal Marşı hakkında alınan kararın lağvedilmesini ve yeni bir yarışma düzenlenmesini talep ediyorlardı. Mehmet Akif’in şiirine karşı en sert çıkış yapanlardan biri tanınmış şair Kazım Karabekir idi. Kazım Karabekir, 26 Temmuz 1922’de Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey’e yazdığı mektupta yarışma kararının iptal edilerek kendi yazdığı şiirin İstiklal Marşı olarak kabul edilmesini talep ediyordu.

        ​            Kazım Karabekir’in istiklal marşı olmasını istediği şiiri ise şöyle idi:

        “Ya İstiklal ya ölüm

        Ya istiklal ya ölüm

        Vatanım milletim sancağım evim

        İstiklalsız yoktur yerim

        Zincir vurdurur mu Türkler boynuna

        Varlığı fedadır vatan yolunda

        Biz tarihin Türk dediği yılmaz milletiz

        Hür yaşar hür ölür nurlu ümmetiz”

         

        (Ahmet Yozgat, “İstiklal Marşımız Nasıl Yazıldı”, www.derindunya.com/2014/06/istiklal-marsimiz-nasil-yazildi/)

        ​            Lakin Kazım Karabekir’in ve diğerlerinin itirazlarına rağmen Mehmet Akif’in “Ordu Duası” (şiiri) resmen kabul olunduğu andan itibaren bütün millet ve ordu tarafından büyük bir ruh yükselişiyle karşılanmıştı. Marşın beste yarışması Millî Mücadele sebebiyle ertelense de, ülkenin çeşitli yerlerinde Mehmet Akif’in şiiri farklı müziklerle okunmaya başlandı. Bestecilerin çoğu müzik öğretmeni olarak görev yaptığı için, ders verdikleri okullarda kendi bestelerini çocuklara öğretiyorlardı. Edirne’de Ahmet Yekta Madran’ın, İzmir’de İsmail Zühtü Bey’in, Ankara’da Osman Zeki Bey’in, İstanbul’un bir kısmında Zati Arca’nın, diğer kısmında, Kadıköy tarafında ise Ali Rifat Çağatay’ın besteleri okunuyordu. Bir süre böyle devam ettikten sonra 12 Şubat 1923 tarihinde İstanbul Maarif Müdürlüğü ikinci defa İstiklal Marşı bestesi için bir yarışma tertip etmiştir. Bu yarışmaya 55 eser gönderilmiştir. 1924 yılında Millî Eğitim Bakanlığında toplanan komisyon Ali Rifat Çağatay’ın bestesini kabul etmiştir. Komisyonun bu seçimi Meclis tarafından resmen tasdik edilmese de tavsiye edilmesi uygun görülmüştür. Bununla birlikte bütün ülke boyunca Ali Rifat Çağatay’ın bestesi İstiklal Marşı olarak icra edilmeye devam etmiştir.

        ​            Ali Rifat Çağatay’ın bestesi klasik Türk musikisi janrında, mehter marşı üslubunda, kadim Türk makamı olan Acemaşiran makamı motifleriyle yazılmıştır. Lakin marş, millet arasında ve orduda büyük bir rağbet görmemiştir. Bu eser 1930 yılına kadar ifa olunmuştur. Bu süre zarfında Ali Rifat Çağatay’ın marşını beğenmeyenler itiraz ediyor ve marşın değiştirilmesi yönündeki taleplerini dile getiriyorlardı. Mecliste de tez elden bu marşın aleyhtarları fikirlerini beyan ediyor ve yeni kurulmuş Cumhuriyet’in çağdaş ve modern üslupta yazılmış bir marşa ihtiyacı olduğunu vurguluyorlardı. Bazıları, 1924 yılında Millî Eğitim Bakanlığının tertip ettiği jüri heyetinin başkanının Ali Rifat’ın kardeşi Semih Rifat olmasından ötürü seçimin objektif olmadığını ileri sürüyordu. Yarışmaya iştirak eden bestekar Zati Arca komisyona ciddi şekilde itiraz etmiş ve hatta Atatürk’e şikâyet dilekçesiyle müracaat etmiştir. Dilekçede şu hususlar kaydedilmektedir:

        “Alaturka müzik üstadı olan Ali Rifat Bey’in batı müziklerinde başarılı olamaması;

        Eserinde çok önemli harmonik hatalara yol vermesi;

        Jüri heyetinin uzmanlardan teşkil olunmaması;

        Jüri Heyeti’nin başkanı Semih Rifat’ın, Ali Rifat’ın kardeşi olduğu ve değerlendirmelerin objektif olmadığı sebebinden seçimin lüzumlu olduğu (Seçimin lağv edilmesi vacibdir).”

        (Ahmet Yozgat, “İstiklal Marşımız Nasıl Yazıldı”, www.derindunya.com/2014/06/istiklal-marsimiz-nasil-yazildi/)

        ​            1930 yılında Riyaset-i Cumhur Orkestri’nin (şimdiki Cumhurbaşkanlığı Orkestri) şefi Osman Zeki Üngör’ün batı üslubunda yazdığı müzik Millî Marş olarak kabul edilmiştir.

        ​            İstiklal Marşı tartışması bununla da bitmemiştir. Zeki Üngör’ün bestesine de itirazlar bildirilmiştir. Hatta iddialar vardır ki, Zeki Üngör bu müziği Mehmet Akif Ersoy’un şiirini görmeden, bilmeden bestelemiştir; şiir ile müzikteki ahenk ve ölçü farkı bununla izah edilmektedir. Aslında bu iddialarda hakikat payı vardır; çünkü Mehmet Akif’in şiiri aruz vezninin remel bahrinde yazılmıştır, bu yüzden bazı mısralar Zeki Üngör’ün müzik ölçüsüne sığmamaktadır. Lakin Türk milletinin ve ordusunun kabul ettiği, gurur duyduğu, şereflendiği, severek icra ettiği İstiklal Marşı’na hürmet ve ihtiramla yaklaşmak borcumuzdur. Çünkü Mehmet Akif’in bu şiiri (“Ordu Duası”), henüz bestesinden önce Millî Mücadele döneminde, İstiklal ve Cumhuriyet Savaşı’nda Türk askerinin manevi dayanağı olmuş, Türk gençliğini vatan uğrunda mücadeleye ruhlandırmış ve vatan toprağında kefensiz yatan şehitlerin son nefesinde söylediği dua olmuştur.

        Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin İstiklal Marşı, dünyanın en güzel marşlarından biridir. Bu marşın millet, devlet, istiklal ve hürriyet uğrunda hizmetleri ölçüye gelmeyecek kadar büyüktür. Türk milleti ve Türk devleti var oldukça İstiklal Marşı da var olacak ve her bir Türk’ün gurur kaynağı olmaya devam edecektir.

        ​            18 Ekim 1982 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından umumi halk oylaması yoluyla kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda şu hükümler yer almıştır:

        ​            “III. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti

        Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

        Bayrağı, şekli kanununda belirtilen beyaz ay-yıldızlı al bayraktır.

        Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

        Başkenti Ankara’dır.

        ​            IV. Değiştirilemeyecek hükümler

        Madde 4 – Anayasa’nın 1. maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki Cumhuriyet’in nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

        ​            Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre İstiklal Marşı bırakın değiştirilmeyi, değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Çünkü bu eser; milletin, devletin ve ordunun şanlı tarihinin en büyük şeref ve gurur kaynağıdır.

      • DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

        DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

        Pərvanə Bayramqızı

        Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu kimi bir-birindən maraqlı ədəbi nümunələr yer alıb. Dərginin müxtəlif başlıqlı mövzu seçimi var, yazılar hər nəşrdə həmin mövzuya uyğun qruplaşdırılır. Dərginin sayı yenilənəndə müsahibə ilə başlayır. Ayrı-ayrı yazıçılarla hazırlanmış müsahibələri oxumağı səbirsizliklə gözləyir, ədəbiyyat haqqında fərdi fikirlərlə, müxtəlif üslublu yaradıcılıq nümunələri ilə tanış olacağımız marağı ilə gözlərimizi sətirlərdə gəzdiririk.

        Türkiyəli yazıçı Bayram S.Daşqının budəfəki qonağı yazıçı Nagehan Dermançıdır. Bayram bəyin götürdüyü müsahibələr əhatəli olur. Nagehan xanımla söhbətin mövzusu yazıçının ilk kitabı olan on iki hekayədən ibarət “Baktığım Her Yerde” adlı kitabı və yazıçı macəralarıdır. O, ədəbiyyat üzrə keçirilən Seyhan Livaneli hekayə müsabiqəsində “Baktığım Her Yerde” və “Sevmekten Kim Usanır” hekayələrinin münsiflər tərəfindən birinci yerə layiq görüldüyündən və özünün yazıçılıq görüşlərindən bəhs edir.

        Qeyd edək ki, Seyhan Livaneli Hekayə Müsabiqəsi hər il təşkil edilir. Burada hekayə janrında kitabı nəşr olunmamış, 18 yaşdan yuxarı yazarlar iştirak edirlər.

        Müsahibəni oxuduqca Azərbaycandakı ədəbi proseslərlə eyni olan məqamlar tapırıq. Məsələn, B.Daşqın deyir, ədəbiyyat dünyasında, müsabiqələrdə iştirak etməyi sevməyən yazarlar da var, müsabiqələrdə heç bir nəticə göstərməyənlər də. Azərbaycanda da bu cür yazıçılar çoxdur.

        Nagehan Dermançının fikrincə, mükafat yazıçının və yazdıqlarının dəyərini müəyyən edən yeganə ölçü deyil; amma yazara həm mənəvi dəstək verdiyi, həm də ona görünürlük qazandırdığı bir həqiqətdir. Onun yazıçı üslubu mətni dəfələrlə oxumaqdan, sadələşdirmək və ritmi qorumaqdan ibarətdir. Hekayələrdə ən çox məhz bu hissədə çətinlik çəkdiyini bildirir. Nagehan xanımın: “Əvvəlcə çox sərbəst yazıram, sonra isə mətni təmizləməyə başlayıram. Cümlə-cümlə irəliləyirəm” söyləməsi çoxuna tanış gələ bilər.

        Bayram bəyin: “Yazarkən “olmazsa olmaz” dediyiniz bir ritualınız, yaxud əl çəkə bilmədiyiniz bir vərdişiniz varmı?” sualına verdiyi “gecələr yazıram, yaza bilməyim üçün səssizlik əsas şərtdir. Yeganə ritualım gecə yazmaqdır. Bundan başqa, rituallar mənim üçün lüksdür. Həyatı çox gərgin olan biriyəm, ona görə də sadəcə vaxtdan səmərəli istifadə etməyə çalışıram” cavabı da bütün qələm adamlarına məxsus cəhətdir.

        Digər bir müsahibə isə Huban Seda Arasın İlk Öykü Kı̇tabı “Kaypak Mavi”̇ kitabına həsr edilib. Burada da yazıçılıq mövzusunda maraqlı yanaşmalar var.

        Rabia Doğana sual:

        “Sizinlə ilk hekayə kitabınız “Kaypak Mavi” haqqında bir müsahibə aparacağıq”.

        Yazıçının cavabı: “Daha çox həyatın planlaşdırılmış tərəflərinə deyil, öz-özünə, təbii şəkildə baş verən anlarına qulaq asıram”.

        Dərginin xeyli səhifəsi Xalq şairi Sabir Rüstəmxanlı ilə aparılan müsahibələrə və onun həyat və fəaliyyətinə, yaradıcılığına həsr edilmiş mətnlərə ayrılıb. Aysel Xanlarqızı Səfərlinin, Aleyna Malkoçun müsahibəsi, Tənzilə Rüstəmxanlının “Şairlərə Vəfa Borcumuz”, İmdat Avşarın “Azerbaycan’ın Söz Bayrağı Sabir Rüstemhanlı”, Şərifova Salidənin “Sabir Rüstəmxanlı Poeziyasının Bədii Xüsusiyyətləri”, Professor Rəsmiyyə Sabirin “Azərbaycan Ədəbiyyatında və İctimai Fikir Tarixində Silinməz İz Qoymuş Şəxsiyyət”, Doğanay Dağların “İçtimaî Tasfiye ve Sabir Rüstemhanlı’nın “Millî Hafıza”, Vaqif Yusiflinin “Vatan Şairi”, “Sabir Rüstəmxanlının 70 Yaşı “Bu Vətən Deyilən Dünyam Sirlidi”, “Sabir Rüstəmxanlı – 65 Poemaları (III məqalə)” adlı resenziya və məqalələri şairin həyat və fəaliyyətinə verilən dəyərin, ona olan sevginin ifadəsidir. Mətnlər bunlarla kifayətlənmir, bundan başqa da Aysel Nəsirzadənin “Sözün və Milli Ruhun Keşikçisi – Sabir Rüstəmxanlı”, Yavuz Selim Uğurlunun “Sabir Rüstemhanlı’nın “Atamın Ruhu” Adlı Eseri Üzerine Bir Değerlendirme”, İradə Aytelin “İki Kəlmə” – Ayrılıq və Yaxud Sabir Rüstəmxanlı Yaradıcılığında Sevgi Şeirləri… “, Elnarə Elxan Qızı Qaragözovanın Sabir Rüstəmxanlının “Dünya Təmizlənir” Povestində Cəmiyyətin Katarsisi”, Şəhla Aslanın “Sabir Rüstemhanlı: Dilin, Kimliğin ve Vatanın Sesi”, Səidə Əliyevanın “Sabir Rüstəmxanlı Yaradıcılığı Yeni Təfəkkür Hadisəsi Kimi”, Nigar Sultanlının “Söz Yaradanın Xəlifəsinə Göndərdiyi Lütfdür”, Nəzakət Cavadovanın “Şair Qəlbindən Millət Yaddaşına Uzanan Ömür”, Berrin Yükselin “Geçmiş ile Gelecek Arasında Bir Köprü: Sabir Rüstemhanlı”, Ayaz Arabaçının “Bu Səs Sabir Bəyin Qələmi İdi”, Ayşə Ayın “Sabir Rüstəmxanlı Öykücülüğü Üzerine”, Gülnar Hüseynova (Faiqqızı)nın “Millətin Sözünün Zirvəsi: Sabir Rüstəmxanlı – 80” kimi nümunələr Sabir Rüstəmxanlının ədəbiyyatda necə bir iz qoyduğunu sübut edən dəlillərdir.

        “Güftə” ədəbiyyat dərgisinin” sahib çıxdığı həyat hadisələri ilə dolu olan hekayələrdən ədəbi zövq alacaq oxucuların sayının çox olacağından əminəm. Hər bir hekayədə onlar üçün düzgün nəticə çıxarmaq üçün fikirlər, süjet və məqamlar var. Məsələn, Fatma Düzenli Gürün “Yolculuk” hekayəsi.

        İnsan çox vaxt yol gedərkən özü ilə tək qalır və bu zaman özünü yenidən tanıyır. Yaxud həyatına təzədən nəzər salır, nələrisə saf-çürük edir, təzədən yoluna qoymaq, yenidən başlamaq istəyir. “Yolçuluğ”un qəhrəmanı da yol boyu həyatını bir-bir gözləri qarşısından keçirir. Yol gedərkən dinlədiyin hansısa mahnı mütləq adama nəyisə xatırladır. Qəhrəmanımız da bir vaxtlar ömür yoldaşı ilə olan münasibətinin nə vaxt soyuduğunu düşünür, bir mahnının sədası ilə yol boyu özü ilə söhbət edir.

        Uzun illər bir-birini anlamamaq, bir-birinin istəyinə laqeyd qalmaq sonda pis nəticə verir. Ər-arvad da beləcə uzun illərin təsirindən doğan soyuqluqla yol gedirlər. Biri nə vaxtsa birlikdə dinlədikləri mahnını dinləyib təsirlənir, digəri isə əsəbiliklə “bunun səsini al” deyir. Tərəflər arasında uçurum bəzən davasız başlayır. Bircə kəlmə “bunun səsini al” deməklə. “Nəm dəsmalın qapağını da bir dəfə cıranda digərləri zərər görür” fikri hekayənin məğzinə aiddir. Onların yolda qarşılaşdıqları qəfil qəza oxucuda hekayənin içində başqa bir hekayənin izləri olduğu təəssüratını oyadır. İnsanlar ömrün qısalığını, hər an hər şeyin baş verə biləcəyini bilsələr də bir-birini incidirlər. Hekayədən ibrətamiz nəticə çıxarmalıyıq.

        Digər maraqlı hekayə Casim Babaoğlunun “Bülbülün Özgürlüğü Bir Fincan Kahveyle” hekayəsidir. Müəllif quşla insanın maraqlı dialoqunu təsvir edib. Bu söhbətlə o, insanlara aşılamaq istədiklərini çatdırıb. Quş əlində kitab gördüyü adamdan qorxmur, onunla söhbət edir.

        Emine Tutunun “Geçer” hekayəsi kiçik mətnlərin böyük mənasının olduğu fikrini təsdiqləyir. Hekayə balaca boy-buxunu ilə oxucunu özünə necə cəzb edirsə, təəssüratını qeydə almaqdan çox “görəsən, qənaətimdə yanılmıram ki” sualına qərq olursan. Birinci dəfə oxuyanda qənaətimi gizlədərək oğlumdan bu hekayəni oxuyub təəssüratını söyləməsini istədim. Onun qənaəti fərqli oldu. Qızımsa oxuyan anda eynən mənim fikirlərimi təkrarladı. Müəllifin uğru budur: onun yazdığını hər oxucu bir cür yozur. Oğlum daha çox müsbət sonluq, ümidli bir şey axtarışındadır. Qəhrəmanın ruhdan düşməməsini, sevdiyi ilə qarşılaşmasını istəyir. Qızımsa tələbədir, artıq müstəqil fikirlərlə yaşayır. O eynən mənim çıxardığım nəticəni təkrarladı: qadın avtobusda gördüyü birinə vurulur, daima onun haqqında düşünür. Gözləri onu axtarır. Ümidsiz bir eşqdə ikən qulağına “abla” sözü dəyəndə xəyaldan ayılır. Bu söz hisslərini alt-üst edir. Oğlumsa deyir, abla deyən başqa bir şəxsdir, qadın gözəl hisslərdən ayıldığı üçün təəssüflənir ki, yəni avtobus soruşmaq vaxtıdır? O istəyir ki, qadın xəyalən sevdiyi adamdan əlini üzməsin, nə vaxtsa görüşəcəklərinə ümid edib yaşasın, amma aydındır ki, “abla” sözü onu artıq reallığa qaytarmışdır.

        Tərcüməçisi Orhan Volkan olan R. Hadrinin “Kendimle Monolog Valbona” şeir də yaddaqalandır.

        Özbəkistanın IX–X yüzilliyə aid məscidi haqqında Shoxijahon Urunov | Aktaran: Abdulaziz Rahimin yazısı: “Mağoki Attori Cami: Buhara’nın En Eski Hazinesi”ndə Buxara şəhərində yerləşən, yer səthindən 4,5 metr aşağıda olan və zəngin oyma naxışlarla bəzədilmiş qədim memarlıq abidəsindən bəhs edilir.

        “Mağok” sözü çuxur, yer altı deməkdir; ətrafında ətriyyat və ədviyyat (attor) bazarları yerləşdiyi üçün belə adlandırılmışdır.

        Sətirləri oxuduqca bilirik ki, sözlə səyahət etmək məlumatın çoxluğuna səbəb olur.

        Bundan başqa adlarını çəkə bilmədiyim xeyli müəllifin şeirləri, hekayələri var. Onların arasında müxtəlif ölkələrdən olan müəlliflər çoxdur. Azərbaycandan da Zaur Ərmuğan (“Yalan sırıyır dünya”), Zeynəb Cəmaləddin (“Dağlara-dağlara”), Nigar Arif (“Xoşuma gəlmir”), Coşqun Xəliloğlu (“Zəngli saat”), Məryəm Bağırova (“Hamster Çarkı”) və Murad Gözelovun (“Çocuklara Şeker”) imzalarını görürük.

        Bədii mətnlərdən başqa, dərgidə Azərbaycan mətbuatı haqqında məlumat da dərc edilib. Məlumatları mənbələrdən toplayıb göndərməyi dərginin redaktoru mənə həvalə edib.

        Türk dünyasının qələm adamlarını ətrafına yığmaqla “Güftə ədəbiyyat dərgisi” artıq hamımız üçün doğmalaşıb. Onun səhifələri dost qapısı kimi açıqdır. Qardaşlığımız, dostluğumuz əbədi olsun.

        Yazılar bunlarla bitmir, xeyli şeir və hekayələr, ayrıca kiçik hekayələr dərc edilib, mən yalnız istiqamət verib xəzinənin yerini göstərdim, ona doğru getməksə oxucunun öz istəyidir.

      • BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

        Kamil Şahverdi

         

        ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı, transliterasyon yapılarak 20 cilt hâlinde yayımlandı. Ne yazık ki gazetenin birkaç sayısı, bilhassa 14 Kasım 1919 tarihli (246 sayılı) nüshası elde edilemedi. “Azerbaycan” gazetesinin her bir sayısı, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti tarihini araştıranlar için kıymetli bir kaynak olduğundan; kayıp kabul edilen bu sayıların bulunmasına ve pek çok önemli meselenin aydınlatılmasına katkı sağlayabileceğine inandığım mülahazalarımı paylaşmak istiyorum.

         

        Yusif Vezir Çemenzeminli

        ​            Filoloji bilimleri doktoru, Profesör Tofik Hüseynoğlu’nun 1993 yılında hazırladığı ve önsözünü yazdığı “Yusif Vezir Çemenzeminli. Xarici siyasetimiz” (Yusif Vezir Çemenzeminli. Dış Siyasetimiz) adlı kitapta bir bilgi dikkatimi çekti. Profesör Tofik Hüseynoğlu, kitabın önsözünde şunları yazıyor:

        “…1919 yılının yazında vatana döndükten hemen sonra (Yusif Vezir Çemenzeminli kastediliyor-K. Ş.) bağımsız, egemen Azerbaycan devletinin Türkiye’deki büyükelçisi görevine atanır ve İstanbul’a yola çıkar. Yusif Vezir Çemenzeminli, meşru Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin işgalci 11. Kızıl Ordu tarafından istilasından sonra da bu görevdeki faaliyetlerini sürdürür.

        ​            Yusif Vezir Çemenzeminli, 1921 yılının başından itibaren diplomatik faaliyetlerine son verir ve tüm gücünü yeniden Azerbaycan’ı öğrenmeye, onun bağımsızlığını, manevi ve kültürel gücünü tanıtmaya harcar; bilim camiasının dikkatini Türkoloji’de özel bir “Azeroloji şubesi” kurma ihtiyacına ve imkanına çekmeye çalışır. Böylelikle 1921 yılında İstanbul’da “Yusif Bey Vezirov. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin eski İstanbul elçisi’ imzasıyla “Azerbaycan Edebiyatına Bir Bakış”, “Tarihi, Coğrafi ve İktisadi Azerbaycan” kitapları ortaya çıkar. Yusif Vezir Çemenzeminli bu dönemdeki faaliyetlerini yansıtan arşivini, kendi yazdığı gibi, “Azerbaycan’ın son bağımsızlık dönemine dair birçok evrak; örneğin iki senelik Rusça ‘Azerbaycan’ gazetesi koleksiyonu; “Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümet Bülteni”; millî ekonomimize dair kitaplar ve mecmular; Kafkasya’daki Ermeni-Müslüman çatışmalarını tasvir eden vesikalar ve sair, muhafaza edilmek üzere Türkiye’nin bilim ve kültür merkezlerinden birine teslim etmiştir. Bu arşiv, bugüne kadar gizli ve esrarengiz bir hazine gibi kalmaya devam etmektedir.”

        (Yusif Vezir Çemenzeminli. Dış Siyasetimiz. Bakü, Azerbaycan Devlet Neşriyatı. 1993, s. 4-5)

        ​

                    Tofik Hüseynoğlu’nun kaydettiği bu bilgiler oldukça değerlidir. Ne yazık ki bu belgelerin hangi arşive teslim edildiği belirtilmemektedir. Müellif, “Türkiye’nin bilim ve kültür merkezlerinden birine teslim etmiştir” ifadesini kullanmaktadır. Yusif Vezir Çemenzeminli de belgeleri hangi arşive bıraktığını hiçbir yerde yazmamıştır. Çok muhtemeldir ki bu “gizli ve esrarengiz hazinenin” tarihsel kıymetini gayet iyi idrak eden Yusif Vezir, belgelerin kaybolmaması ve gelecekte doğru adrese ulaşabilmesi adına böyle bir yöntem izlemiştir. Bir birey olarak bu arşivin izini sürmek adına çok çabaladım fakat ne yazık ki sonuç alamadım. Hatta Türkiye’deki nüfuzlu tanıdıklarım bile bu süreçte yardımcı olamadılar. Düşüncem odur ki Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin Türkiye’deki büyükelçisinin emanet ettiği bu arşivi gün yüzüne çıkarabilmek için devlet düzeyinde bir girişimde bulunulması şarttır. Şayet Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı veya AMEA (Azerbaycan Millî İlimler Akademisi) tarafından resmi bir başvuru yapılırsa bu arşivin nerede muhafaza edildiği bilgisine ulaşmak ve sonrasında tarihçi bilim insanlarımızın orada inceleme yapabilmeleri için izin almak mümkün olacaktır.

        Eminlikle söyleyebilirim ki Yusif Vezir’in teslim ettiği arşivde çok kıymetli belgelerin yanı sıra Üzeyir Hacıbeyli’nin “Azerbaycan Marşı”na dair bilgiler de yer alabilir. Bu kanaatim esassız değildir. Zira henüz 1917 yılının Aralık ayında, bağımsızlığımızdan 5 ay önce Yusif Vezir Çemenzeminli, Ukrayna’dan “Açıq söz” gazetesine bir makale yazıp göndermişti. “Zaruri meseleler. Millî şarkı” adlı makalede şunlar dile getiriliyordu:

        ​            “Zannımca, millî şarkı da zaruri meseleler çerçevesine girebilir. Sebebi ise malumdur. Bunu bizim eski faallerimiz de böyle düşünmüşlerdi. Zerdabi Hasan Bey ‘Millî şarkılar’ mecmuasını vücuda getirmişti. (Müellif, Hasan Bey Zerdabi’nin 1901 yılında Bakü’de Gubernski Pravleniya’nın matbaasında neşrettirdiği ‘Türk şarkıları mecmuası’nı kastetmektedir-K. Ş.) Lakin umumiyet kazanan bir şarkı bugüne dek ortaya çıkmadı. Şarkısız da bizim siyasi coşkunluğumuz ve millîliğimiz ortaya çıkmıyor. Her bir milletin kendine mahsus bir millî şarkısı var. O şarkı okundukça millet fertlerinin ruhu yücelir. Mücadele edip kendi halkını koruma arzusu artar. Bizim ise bu şarkımız yok. Odur ki, millî sarhoşluğumuz ve neşemiz de yok. Düşmanı yıkmak için de millî sarhoşluk lazımdır.

         

        Kamil Şahverdi

        ​            Bulgarlar “Şumi Maritsa” şarkılarını okuduklarında intikam hissi yüreği deler.” (Yusif Vezir, 1886-1944 yılları arasında Bulgaristan’ın millî marşı olan “Şumi Maritsa” eserini kastetmektedir. Bu marşın müziği, 19. yüzyılın ortalarında Bulgaristan’da çok meşhur olan Alman halk şarkısı “Wenn die Soldaten durch die Stadt marschieren” melodisinden alınmıştır. Bu müziğe söz yazmak için defalarca teşebbüste bulunulsa da başarısız olunmuştu. 1879 yılında öğretmenlik yapan Nikola Jivkov’un yazdığı metin popülerlik kazanmıştır.

        Sonralar defalarca metinde değişiklikler yapılır. Sonuncu defa 1912 yılında İvan Vazov marşın metninde değişiklik yapar ve bu metin 1944 yılına kadar icra olunur-K. Ş.)

        ​            “Şe ne vmerla Ukraina” (Ukrayna ölmedi) şarkısı insanda öyle kudretli bir birlik duygusu doğuruyor ki, gerçekten de Ukrayna’nın her zaman diri kalıp saadette yaşamasına iman ediyorsun.

        ​            Bizim henüz millî şarkımız yok. Biçare gençlerimiz millî his coşkusu içinde ne okuyacaklarını bilemiyorlar. Kiev’de devrimin ilk günleri tantanalı gösteriler yapıldığında Tatarlar “süphanallah” okuyorlardı. Bizim öğrenciler ise şarkısızlıktan gösteriyi sükût içinde geçmişlerdi.

        ​            Bize millî şarkı lazımdır. Bu da bugünün meselesidir. Millî şarkı bizim yatmış millî hislerimizi uyandırır. Şu şartla ki, içeriği ve havası uyanık olsun; okunduğunda “Segâh” gibi ruhumuzu boşaltmasın.

        ​            Millî terakkiyi meydana getirmek için şairlerimiz ve müzikşinasımız Üzeyir Bey Hacıbeyov cenapları çalışmalıdırlar.

        ​            İyi olur ki millî komite veya merkezi “Musavat”, millî şarkıyı meydana getirmek için mükafat vaat etsin.”

        ​(Yusif Vezirov. “Açıq söz”, 19 Aralık 1917)

         

        Yusif Vezir Çemenzeminli, Ukrayna millî özgürlük hareketini yakından takip etmiş, birçok tarihi olayın canlı şahidi olmuştu. 1910 yılında Muqaddas Vladimir adına Kiev İmparatorluk Üniversitesinin hukuk fakültesine girer. 1915 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın seyri nedeniyle Çar hükümeti Kiev Üniversitesini Saratov’a taşır. Yusif Vezir, aynı yıl üniversiteyi Saratov’da bitirir ve yeniden Kiev’e döner.

        Ukrayna Milli Marşı

        ​            1917 Şubat Devrimi’nden sonra Ukrayna’da millî özgürlük hareketi büyük bir hız kazanır. O dönemde Kiev’de bulunan Yusif Vezir, burada yaşanan siyasi olayları yakından izler. Aynı zamanda siyasi bir teşkilata ihtiyaç olduğunu hissederek, Kiev’de okuyan Azerbaycanlı öğrencileri etrafına toplar, Türk Ademi Merkeziyet Partisi “Musavat”ın Kiev şubesini kurar ve bu şubeye başkanlık eder. Ukrayna’da cereyan eden hadiselerin merkezinde olan Yusif Vezir, bizzat belirttiği gibi, tüm milleti ve halkı birleştiren “Şe ne vmerla Ukraina” şarkısını neredeyse her gün dinler ve tüm halkı mücadeleye ruhlandıran bu marşın ne denli büyük bir önem taşıdığına şahitlik eder. İşte bu yüzden, Kiev’den “Açıq söz” gazetesine gönderdiği makalesinde, “Millî terakkiyi meydana getirmek için şairlerimiz ve müzikşinasımız Üzeyir Bey Hacıbeyov cenapları çalışmalıdırlar.” diye yazar. Üzeyir Bey, “Açıq söz” gazetesinin 22 Aralık 1917 tarihli sayısında “Millî marş” adlı bir makale yayımlar ve hâlihazırda böyle bir marş yazdığını belirtir. Üzeyir Bey’in cevap mahiyetindeki bu makalesine, yazının ilerleyen bölümlerinde yeniden dönerek daha geniş ve etraflı bilgi vermeyi düşünüyorum. Çünkü bu makale, devlet marşı tartışmaları sırasında ortaya atılan pek çok görüşün yanlış olduğunu kanıtlamaktadır. Bu sebeple Üzeyir Bey’in cevap niteliğindeki makalesi üzerinde etraflıca durmaya ihtiyaç vardır.

         

        XIX. yüzyılın 60’lı yıllarından bugüne kadar Ukrayna halkının mücadele sembolü olan “Şe ne vmerla Ukraina” (Ukrayna henüz ölmedi) eseri hakkında derlenen ilginç bilgileri dikkatinize sunuyorum:

        ​            “Bugün Ukrayna’nın resmi devlet marşı olan “Şe ne vmerla Ukraina”, 1862 yılında Ukraynalı etnograf, folklorcu ve şair Pavel Çubinski tarafından yazılmıştır. XIX. yüzyılın ortalarında Çubinski; Rus, Ukraynalı, Polonyalı ve Sırp öğrencilerin görüşmelerini organize ederdi. 1862 yılının sonbaharında, böyle bir görüşmede Çubinski “Şe ne vmerla Ukraina” şiirini kaleme aldı. Bu şiir kısa zamanda “ukraynafil” (Ukrayna sever) derneklerinde, Orta ve Batı Ukrayna’da popülerlik kazandı; ardından Ukrayna’nın millî marşı ve nihayetinde devlet marşı oldu.

        ​            Çubinski’nin bu şiiri ilk kez 1863 yılında Lviv’de “Meta” (Hedef-K. Ş.) dergisinin 4. sayısında yayımlandı. Şiir, o dönemin ruhani şahsiyetlerinin de dikkatinden kaçmadı. Bunlardan biri olan, devrinin tanınmış bestecisi ve din adamı Mihail Verbitski, şiirden ilham alarak ona bir müzik besteledi ve eseri ilk kez 1865 yılında Polonya’nın Przemysl şehrindeki ruhani seminer salonunda icra etti.”

        (Aleksandr Savçenko, Mihail Xmelevski. “Ukrayna’nın modern marşının metni; tarihsel-kültürel ve dilbilimsel bir kod olarak”. “Jezykoznawstwo” dergisi, 2020, nr. 14)

        ​            XIX. yüzyılın ortalarında Rusya ve Austurya-Macaristan İmparatorluğu’nda “Ukraynafil” dernekleri —Ukrayna halkının dili, edebiyatı ve kültürünün korunması ve geliştirilmesi uğrunda mücadele eden toplumlar— geniş ölçüde yayılmıştı. “Şe ne vmerla Ukraina” şiiri ve daha sonra marşı, bu dernekler arasında oldukça meşhurdu.

         

        “Şe ne vmerla Ukraina”, 1917 yılından itibaren Ukrayna halkının millî mücadele sembolü olarak her yerde icra ediliyor ve halkı mücadeleye ruhlandırıyordu. 1920 yılına kadar millî marş olarak seslendirilse de resmi statü kazanmadı. 1939 yılında ise Karpat Ukrayna Cumhuriyeti’nin resmi devlet marşı olarak tasdik edildi.

        ​            1991 yılında, uzun bir aradan sonra Ukrayna’nın ilk Cumhurbaşkanı Leonid Kuçma’nın yemin töreninde seslendirilen “Şe ne vmerla Ukraina”, 15 Ocak 1992 tarihinde Ali Rada (Ukrayna Parlamentosu) tarafından Ukrayna’nın resmi devlet marşı olarak onaylandı.

        ​            6 Mart 2003 tarihinde ise Ali Rada, “Ukrayna Devlet Marşı Hakkında” Anayasa Kanunu’nu kabul etti.

        (“Pro Derjavniy qimn Ukrayni”. Vidomosti Verhovnoy Radi Ukrayni. 2003, N 24, s. 163.)

        ​            Bugün dahi “Şe ne vmerla Ukraina”, Ukrayna halkını birliğe, dayanışmaya ve mücadeleye teşvik etmektedir. Son yıllarda işgale maruz kalan Ukrayna’ya destek göstermek amacıyla dünyanın pek çok ülkesinde bu eser icra edilmekte ve dünya, Ukrayna ile dayanışma içinde olduğunu bu eserle sergilemektedir. Çünkü “Şe ne vmerla Ukraina”, özgür, bağımsız ve egemen Ukrayna’nın mücadele sembolü olarak, milletin iki asra yakın süredir kendi varlığını korumasında eşsiz bir rol oynamış ve oynamaya da devam etmektedir.

         

        1920 yılı Nisan işgalinden sonra Azerbaycan’ın muhaceret hayatı yaşamaya mahkûm edilen Cumhuriyetçi evlatları, Üzeyir Bey Hacıbeyli’nin “Azerbaycan Marşı”nı vatanın, bağımsızlığın ve özgürlüğün sembolü olarak hafızalarında, kalplerinde, zihinlerinde ve damarlarında akan kanda korudular; unutulmasına izin vermediler. Zaman zaman çeşitli ülkelerde neşrettiler, nesilden nesile aktardılar. 1920’lerden başlayarak “Azerbaycan Marşı”nın sözleri, imkân düştükçe dergilerde ve şiir koleksiyonlarında yer aldı.

        ​            Azerbaycan Cumhuriyeti döneminin yetenekli ve yorulmak bilmez araştırmacısı Doktor Dilgem Ahmed, bu neşriyatları gün yüzüne çıkararak onlar hakkında değerli bilgileri geniş okuyucu kütlesine sunuyor. Profesör Asif Rüstemli de “Camo Bey Cebrayılbeyli: Hayatı ve Edebi Yaratıcılığı” adlı kitabında, “Azerbaycan Marşı”nın muhaceret hayatından ilginç gerçekleri bir araya toplayıp okuyuculara sunmuştur. Lakin elde edilen bu veriler, “Azerbaycan Marşı”nın muhaceret hayatını tam anlamıyla yansıtmamaktadır. Birçok önemli tarihi gerçek, bahsettiğim araştırmalarda yer almamıştır. Bu gerçekler hakkında okuyucuya ilk defa ayrıntılı bilgi verilecektir.

        ​            Söz konusu neşriyatların kronolojik sırasına kısaca bir göz atalım:

        ​            “Azerbaycan Marşı”nın sözleri ilk kez 1925 yılında Türkiye’de, “Öz Dilek” dergisinin 28 Ekim tarihli 22. sayısında yayımlanmıştır. (Bugün itibarıyla şiirin ilk kez yayımlanmasına dair bildiğimiz bilgiler şimdilik bundan ibarettir – K. Ş.) Dilgem Ahmed, 20.01.2024 tarihinde “teleqraf.com” sitesinde yayımladığı makalede bu hususta şunları yazıyor:

        ​            “…Ankara’da yaşayan değerli tarihçimiz Giyas Şüküroğlu bana ilginç bir materyal gönderdi. Bu materyalde Azerbaycan devlet marşının sözleri farklı bir şekildeydi.

        ​            İlginçtir ki, marşımızın sözleri muhacerette çıkan broşürlerde ve Türkiye’de basılan bazı marş kitaplarında, küçük nüanslar hariç, neredeyse aynıdır. Ancak Giyas Bey’in ‘Öz Dilek’ adlı dergiden elde ettiği metin bir hayli farklıdır. Derginin 28 Teşrin-i Evvel 1341 (28 Ekim 1925) tarihinde çıkan 22. sayısında, eski alfabe ile verilmiş ‘Azerbaycan Marşı’ şu şekildedir:”

         

        “Azerbaycan, Azerbaycan

        Ey kahraman övladı vatanın

        Senden ötrü can vermeye cümle hazırız

        Ay yıldız bayrağınla mesud yaşa

        Binlerce genc qurban oldu

        Sinen harbe meydan oldu

        Hukuk için geden efrad

        Hare bir pahlavan oldu

        Sen imişsen gülüstan

        Sane bir çox mahabbat

        Namusunu hifz etməye

        Bayrağını yükseltmeye

        Binlerce genc müştaqdır

        Şanlı vatan, binler yaşa!

        Yükselmişti ay-yıldızlı bayrağın

        Qafqaziya dağlarının başına

        Sekkiz dişli yıldızınla hilalın senin

        Kölgə salmış mavi rengli “Bəhri-Hazere”

        Göz babeyi tek süzeriz seni

        Düşman pencesinde alarız seni

        Binlerce genc qurban oldu

        Güzel yerler viran oldu

        Tökülen şu al kanlardan

        Dağlar, taşlar elvan oldu

        Qara geydi gelinlər

        Ağlar qaldı anneler

        Rehm qıl göz yaşına

        Yetmiş gele faryadıma

        Yabancı qanlı penceler

        Altında inliyor gencler

        Sabir et yaxındır xilasın

        Qarib vatan, binler yaşa.”

         

         

        “Görüldüğü üzere metnin sözleri bir hayli farklı, sanki sonradan eklemeler yapılmış. Marş, derginin 1925 yılı sayısında yayımlandığı için belki de muhaceretteki birileri metnin sonuna işgali ifade eden sözler eklemiş ve bu şekilde takdim etmiştir.”

         (Dilgem Ahmed. “Qarib vatan, binləe yaşa”. “teleqraf.com”, 20 Ocak 2024)

        ​            Dilgem Bey haklı. “Öz Dilek” dergisinde yayımlanan bu varyantı, büyük ihtimalle muhacirlerimizden biri hafızasına dayanarak oluşturmuş ve sonuna işgalle ilgili eklemeler yapmıştır. İşgalden sonra Türkiye’de basılan ilk örnek olduğu için muhtemelen bir teyit veya düzeltme yapılması mümkün olmamıştır. Sonraki neşriyatlarda “Azerbaycan Marşı”nın sözleri, cüzi farklar dışında orijinalinde olduğu gibi basılmıştır. Muhtemelen marşın sözlerini tam ve doğru bilenlerin müdahalesi neticesinde metin aslına uygun şekilde restore edilmiştir. Belirtmeliyim ki, “Öz Dilek” dergisinde gün yüzü gören “Azerbaycan Marşı”nın söz yazarının ismi belirtilmemiştir.

        ​            Daha sonra yine Türkiye’de, 1928 yılında İstanbul’daki Orhaniye Matbaası’nda basılan “İstiklal Uğrunda” adlı kitapta, “Azerbaycan” başlığıyla şiir yine imzasız olarak yayımlanır. Kitabın hazırlayıcısı, Azerbaycanlı Ali Kemal’dir. “İstiklal Uğrunda” şiir mecmuasında “Azerbaycan” adıyla yine imzasız basılan bu versiyon, cüzi farklar dışında günümüzdeki devlet marşımızın sözleriyle neredeyse aynıdır.

        ​            “Azerbaycan Marşı”nın sözlerine bir sonraki sefer ise Avrupa’da, Berlin’de neşredilen “Azerbaycan” gazetesi tarafından yayımlanan “Gənc Yaradıcılar” (Genç Yaradıcılar) adlı kitapçıkta rastlanmaktadır. Bu kitapçıkta farklı müelliflere ait 25 şiir, hikâye ve röportaj yer almaktadır. Almas Yıldırım’ın “Bir Kuş Olsaydım”, “Bir Ses Geliyor Uzaktan”; S. Şirvan’ın “Ana”; Ahmet Cevad’ın “Millî Bayrağımıza”; Azerizade’nin “Vatan”; M. Beyli’nin “Üç Renkli Bayrağım”; Celil Yurdaqul’un “İstiklal” şiirlerinin yanı sıra “Azerbaycan Marşı”nın sözleri de “Azerbaycan” başlığıyla yayımlanmıştır. İlk defa “Gənc Yaradıcılar” derlemesinde “Azerbaycan” şiiri, millî marş olarak takdim edilmektedir. Burada da şiirin müellifi hakkında hiçbir bilgi verilmemiştir.

        Profesör Asif Rüstemli, kendi kitabında “Gənc Yaradıcılar” (Genç Yaratıcılar) adlı kitapçıkta yer alan “Ön Söz” ve “Azerbaycan” (millî marş) şiirini olduğu gibi okurlara sunmaktadır:

        ​            “Derlemenin 3. sayfasında ‘Azerbaycan’ gazetesi adına bir ‘Ön Söz’ verilmiş, hemen ardından ‘Azerbaycan’ şiiri Millî Marş olarak ilk kez takdim edilmiştir. Kitapçığın ‘Ön Söz’ünde şunlar yazılıdır:

        ​‘Değerli okuyucularımıza sunduğumuz ‘Genc Yaratıcılar’, bizim Azeri Türk gençlerinin bu alandaki ilk adımlarıdır. Kahraman Azeri Türk lejyonerlerinin yayın organı olan ‘Azerbaycan’ın neşrettiği bu ‘Gənc Yaradıcılar’ da her ilk adımda görülen hatalardan uzak değildir. Ancak hatalarına rağmen, ‘Gənc Yaradıcılar’ın Azeri kardeşlerimiz tarafından hüsnükabul göreceğinden şüphe etmiyoruz. Çünkü genç kuvvetlerimizin ortaya koyduğu ‘Gənc Yaradıcılar’, vatandan uzak geçen şu günlerde vatanımızın özgürlüğü, milletimizin istiklali uğrunda çarpışan kuvvetlerimizin kendi mahsulüdür. Kötü de olsa, iyi de olsa bir milletin kendi mahsulü kendine daha çok hoş gelir.’

        ​’Azerbaycan’ gazetesi”

         

        Azerbaycan

        (Millî Marş)

         

        Azerbaycan… Azerbaycan!

        Ey kahraman övladın şanlı vatanI!

        Senden ötrü can verməye cümlə hazırız,

        Senden ötrü kan tökmeye cümle qadiriz.

        Üç rengli bayrağınla masud yaşa!

         

        Minlerle can kurban oldu,

        Sinen herbe meydan oldu,

        Öz canından keçen asker,

        Here bir kahraman oldu.

        Sen olasan gülüstan,

        Sene daim can kurban.

         

        Sene bir çok mahabbat,

        Sinemde tutmuş mekan.

        Namusunu hifz etməye,

        Bayrağını yükseltmeye,

        Cümle gencler müştaqdır.

        Şanlı Vatan, Şanlı Vatan!

        Azerbaycan… Azerbaycan!”

         

         

        (Asif Rüstemli. “Camo Bey Cebrayılbeyli: Hayatı ve Yaratıcılığı”. Elm ve Tahsil, Bakü, 2024, s. 125)

        ​            Bu neşriyatta da şiirin müellifi belirtilmemiştir.

        ​            1964 yılında Türkiye’de, Azerbaycan Kültür Derneği’nin aylık yayın organı olan “Azerbaycan” dergisinin 10-11-12. birleştirilmiş sayısında “Azerbaycan İstiklal Marşı ve Devlet Arması Üzerine” adlı bir yazı yayımlanır. Ejder Kurtulan imzasıyla çıkan bu yazı, aslında 14 Kasım 1919 tarihinde Halk Maarif Nezareti’nin (Eğitim Bakanlığı) Hükümet’e millî marş ve devlet armasıyla ilgili yaptığı teklifin bir yansımasıdır. Bu, “Azerbaycan” gazetesinin 19 Kasım 1919 tarihli 246. sayısında yayımlanan teklifin Türkçe tercümesidir. Daha önce de belirttiğim gibi, “Azerbaycan” gazetesinin birkaç sayısı, bilhassa 246. sayısı kayıp olarak kabul edilmektedir. Görünüyor ki, gazetenin bu sayısını Türkiye arşivlerinde aramak gerekmektedir.

        ​            Ejder Kurtulan yazının sonunda, sayfanın alt kısmında şöyle bir bilgi notu düşmüştür:

        ​            “Not: Bilindiği gibi Millî Marş bilahare büyük kompozitör Üzeyir Hacıbeyli tarafından bestelenmiştir.”

        Görüldüğü gibi burada da “Azerbaycan Marşı”nın söz yazarının kim olduğu hakkında hiçbir bilgi verilmemiştir.

        1966 yılında, “Azerbaycan Marşı”nın sözleri Ankara’da yayımlanan “Azerbaycan Balosu” dergisinin ilk sayısında yayımlandı. “Azerbaycan Balosu”, 15 Mart 1965’te Ankara’da faaliyetlerine başlayan Azerbaycan Tanıtım Derneği tarafından kuruldu. Şubat 1966’da “Azerbaycan Balosu” dergisinin ilk sayısı yayımlandı ve “Azerbaycan Marşı”nın sözleri ilk kez bu sayıda yer aldı.

        (“Azerbaycan Balosu”. Azerbaycan Tanıtma Derneği Yayınıyar No. 1. Ankara, 1966. s. 3.)

        “Azerbaycan Marşı”nın sözleri bu dergide imzasız olarak da yayımlandı.

        ​            “Azerbaycan Marşı”nın korunmasında, hafızalarda ve kalplerde yaşamasında, günümüze kadar ulaşıp nihayet bağımsızlığımız ilan edildikten sonra Devlet Marşı statüsü kazanmasında üç mühim faktör önemli rol oynamıştır. Bu faktörlerin her biri üzerinde genişçe durarak oldukça ilginç bilgileri okuyucuların dikkatine sunmayı zaruri görüyorum. Özellikle de kronolojik olarak üçüncü sırada yer alan faktör, geniş kamuoyu tarafından neredeyse hiç bilinmemektedir.

        ​            Bu faktörler hakkında, kardeş Türkiye’nin İstiklal Marşı’nın Cumhuriyet Savaşı döneminde doğuşu ve kabulü ile ilgili zengin bilgileri dikkatinize sunduktan sonra detaylıca konuşacağız.

         

        1 hafta önce

        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
        4 hafta önce

        DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

        DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
        24/08/2026

        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
        28/07/2026

        ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

        ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
        18/07/2026

        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
        15/05/2026

        THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

        THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
          1 hafta önce

          BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

          4 hafta önce

          DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

          24/08/2026

          BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

          28/07/2026

          ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

          18/07/2026

          BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

          15/05/2026

          THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

          13/05/2026

          Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

          05/04/2026

          HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

          03/04/2026

          “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA-PƏRVANƏ BAYRAMQIZI

          02/04/2026

          KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ-ZÜLEYHA YILMAZ

            1 hafta önce

            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
            4 hafta önce

            DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

            DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
            24/08/2026

            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
            28/07/2026

            ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

            ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
            18/07/2026

            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
            15/05/2026

            THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

            THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
              1 hafta önce

              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
              4 hafta önce

              DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

              DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
              24/08/2026

              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
              28/07/2026

              ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

              ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
              18/07/2026

              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
              15/05/2026

              THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

              THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
              13/05/2026

              Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

              Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
              05/04/2026

              HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

              HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
                1 hafta önce

                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
                4 hafta önce

                DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
                24/08/2026

                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
                28/07/2026

                ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
                18/07/2026

                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
                15/05/2026

                THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
                  1 hafta önce

                  BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                  BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
                  4 hafta önce

                  DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                  DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
                  24/08/2026

                  BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                  BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
                  28/07/2026

                  ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                  ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
                  18/07/2026

                  BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                  BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
                  15/05/2026

                  THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                  THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
                    1 hafta önce

                    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
                    4 hafta önce

                    DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                    DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
                    24/08/2026

                    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
                    28/07/2026

                    ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                    ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
                    18/07/2026

                    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                    BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
                    15/05/2026

                    THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                    THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
                    13/05/2026

                    Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

                    Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
                    05/04/2026

                    HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

                    HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
                      1 hafta önce

                      BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                      BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
                      4 hafta önce

                      DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                      DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
                      24/08/2026

                      BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                      BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
                      28/07/2026

                      ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                      ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
                      18/07/2026

                      BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                      BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
                      15/05/2026

                      THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                      THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
                      13/05/2026

                      Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

                      Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
                      05/04/2026

                      HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

                      HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
                      03/04/2026

                      “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA-PƏRVANƏ BAYRAMQIZI

                      “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA PƏRVANƏ BAYRAMQIZI Qədimdən bəri dövlətlər arasında iqtisadi-siyasi əlaqələrlə yanaşı ədəbi-mədəni əlaqələr də…
                      02/04/2026

                      KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ-ZÜLEYHA YILMAZ

                      KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ ZÜLEYHA YILMAZ 18.02.2018              Sevgili dostum, bana zehir zemberek sözler söylemişsin.  Ben seni bilirim, dilin kötü söz söyler…
                        1 hafta önce

                        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
                        4 hafta önce

                        DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                        DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
                        24/08/2026

                        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
                        28/07/2026

                        ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                        ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
                        18/07/2026

                        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                        BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
                        15/05/2026

                        THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                        THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
                        13/05/2026

                        Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

                        Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
                        05/04/2026

                        HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

                        HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
                        03/04/2026

                        “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA-PƏRVANƏ BAYRAMQIZI

                        “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA PƏRVANƏ BAYRAMQIZI Qədimdən bəri dövlətlər arasında iqtisadi-siyasi əlaqələrlə yanaşı ədəbi-mədəni əlaqələr də…
                        02/04/2026

                        KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ-ZÜLEYHA YILMAZ

                        KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ ZÜLEYHA YILMAZ 18.02.2018              Sevgili dostum, bana zehir zemberek sözler söylemişsin.  Ben seni bilirim, dilin kötü söz söyler…
                          1 hafta önce

                          BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                          BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
                          4 hafta önce

                          DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                          DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
                          24/08/2026

                          BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                          BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
                          28/07/2026

                          ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                          ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
                          18/07/2026

                          BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                          BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
                          15/05/2026

                          THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                          THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
                          13/05/2026

                          Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

                          Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
                          05/04/2026

                          HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

                          HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
                          03/04/2026

                          “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA-PƏRVANƏ BAYRAMQIZI

                          “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA PƏRVANƏ BAYRAMQIZI Qədimdən bəri dövlətlər arasında iqtisadi-siyasi əlaqələrlə yanaşı ədəbi-mədəni əlaqələr də…
                          02/04/2026

                          KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ-ZÜLEYHA YILMAZ

                          KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ ZÜLEYHA YILMAZ 18.02.2018              Sevgili dostum, bana zehir zemberek sözler söylemişsin.  Ben seni bilirim, dilin kötü söz söyler…
                            1 hafta önce

                            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
                            4 hafta önce

                            DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                            DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
                            24/08/2026

                            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
                            28/07/2026

                            ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                            ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
                            18/07/2026

                            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                            BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
                            15/05/2026

                            THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                            THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
                            13/05/2026

                            Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

                            Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
                            05/04/2026

                            HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

                            HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
                            03/04/2026

                            “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA-PƏRVANƏ BAYRAMQIZI

                            “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA PƏRVANƏ BAYRAMQIZI Qədimdən bəri dövlətlər arasında iqtisadi-siyasi əlaqələrlə yanaşı ədəbi-mədəni əlaqələr də…
                            02/04/2026

                            KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ-ZÜLEYHA YILMAZ

                            KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ ZÜLEYHA YILMAZ 18.02.2018              Sevgili dostum, bana zehir zemberek sözler söylemişsin.  Ben seni bilirim, dilin kötü söz söyler…
                            29/03/2026

                            AZERBAYCAN CUMHURİYETİ’NİN BÂNÎSİ MEHMET EMİN RESULZÂDE’NİN NAZARIYLA “1926 BAKÜ TÜRKOLOJİ KURULTAYI”-ALEYNA MALKOÇ

                            AZERBAYCAN CUMHURİYETİ’NİN BÂNÎSİ MEHMET EMİN RESULZÂDE’NİN NAZARIYLA “1926 BAKÜ TÜRKOLOJİ KURULTAYI” ALEYNA MALKOÇ XX. asrın ilk çeyreği, Türk dünyasının yalnız…
                            23/03/2026

                            MASALLARIN RENGİ-Mezide Yılmaz

                            MASALLARIN RENGİ Mezide Yılmaz   Masallarda güle oynaya koşturan kız Sen gülünce çöllerde çiçekler açar   Sulu boya resimlerde Dağın…
                              1 hafta önce

                              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
                              4 hafta önce

                              DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                              DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
                              24/08/2026

                              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
                              28/07/2026

                              ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                              ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
                              18/07/2026

                              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                              BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
                              15/05/2026

                              THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                              THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
                              13/05/2026

                              Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

                              Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
                              05/04/2026

                              HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

                              HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
                                1 hafta önce

                                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI Kamil ŞAHVERDİ “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Mehmet Akif Ersoy  …
                                4 hafta önce

                                DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                                DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ Pərvanə Bayramqızı Səhifələrində türk dünyasının yazarlarının əsərlərinə yer ayıran “Güftə ədəbiyyat dərgisi”nin otuzuncu sayında həmişə olduğu…
                                24/08/2026

                                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı Kamil Şahverdi   ADA Üniversitesinin girişimi ve desteğiyle “Azerbaycan” gazetesinin (1918-1920) tüm külliyatı,…
                                28/07/2026

                                ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                                ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ Ankara Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Dergiler Birliği ve Ankara Edebiyat iş birliğiyle 25-26 Temmuz 2026 tarihlerinde…
                                18/07/2026

                                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                                BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA –V. YAZI Hayal Değil Turan Kamil Şahverdi ​            Cumhuriyet fedaileri “Azerbaycan Marşı”nı unutulmaya terk etmediler.…
                                15/05/2026

                                THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                                THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985                    TAHSİN TİMURBOĞA Acının İçinden Yükselen Bir Direniş Bazen bir film yalnızca bir hikâye…
                                13/05/2026

                                Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

                                Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı Azerbaycan Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliğine bağlı Azerbaycan Kültür Merkezi’nin Gazi…
                                05/04/2026

                                HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

                                HU HU KİMSE VAR MI? SEDA ŞANLI   Yalnızlık biriktiriyor nicedir ömrüm Gecenin ağzında bülbül ölüsü   Toplasam düş ağlarını…
                                03/04/2026

                                “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA-PƏRVANƏ BAYRAMQIZI

                                “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA PƏRVANƏ BAYRAMQIZI Qədimdən bəri dövlətlər arasında iqtisadi-siyasi əlaqələrlə yanaşı ədəbi-mədəni əlaqələr də…
                                02/04/2026

                                KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ-ZÜLEYHA YILMAZ

                                KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ ZÜLEYHA YILMAZ 18.02.2018              Sevgili dostum, bana zehir zemberek sözler söylemişsin.  Ben seni bilirim, dilin kötü söz söyler…
                                  1 hafta önce

                                  BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA-VII. YAZI

                                  4 hafta önce

                                  DOST QAPISITƏK AÇIQ DƏRGİ

                                  24/08/2026

                                  BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAKKINDA- VI Yazı

                                  28/07/2026

                                  ANKARA DERGİ FESTİVALİ’NE BÜYÜK İLGİ

                                  18/07/2026

                                  BİR KEZ DAHA MARŞIMIZ HAQQINDA V. YAZI-Kamil ŞAHVERDİ

                                  15/05/2026

                                  THE COLOR PURPLE (MOR YILLAR) – 1985 TAHSİN TİMURBOĞA

                                  13/05/2026

                                  Dr. Şehla Aslan’ın “Dil, Kimlik, Vatan” Adlı Bilimsel Araştırma Kitabı Yayımlandı

                                  05/04/2026

                                  HU HU KİMSE VAR MI?-SEDA ŞANLI

                                  03/04/2026

                                  “GÜFTƏ ƏDƏBİYYAT” JURNALININ 2026-CI İLİN MART–APREL NÖMRƏSİ HAQQINDA-PƏRVANƏ BAYRAMQIZI

                                  02/04/2026

                                  KİMSESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ-ZÜLEYHA YILMAZ

                                  Başa dön tuşu