Kitaplık

ÖYKÜCÜLÜĞÜMÜZDE MUHAMMET ERDEVİRCE “Karanlığı Tanıyorum”-Ayşe AY

Karanlığı Tanıyorum, Muhammet Erdevir’in Ağustos 2023’te LORAS Kitap’tan çıkan üçüncü öykü kitabı. Başarılı bir kapak tasarımı ile okuru selamlıyor kitap. 126 sayfa. 14 öyküden oluşuyor. Bir öykü kitabı için ideal bir hacim olduğu söylenebilir. Kitap ile aynı ismi taşıyan bir öykü yok. Okur başlangıçta tüm öykülerin “karanlık” sözcüğü ile bağlanabileceğini düşünse de altı öykü dışında karanlık sözcüğü geçmiyor. Yeni Şafak’ta yayımlanan söyleşisinde bu konuya açıklık getiriyor yazar:

Karanlığın cezbedici bir yanı da var. İnsanın içsel karanlıklardan geçerek aydınlığa kanatlanması, hem felsefi hem de psikolojik açıdan zorunlu bir yolculuktur. diyor. Yazarın karanlığı karşı tarafa isnat edilen, onda olduğu varsayılan bir kötülük olarak değil; bireyin kendi içinde varlığından haberdar olmadığı ya da bildiği hâlde varlığını kabul edemediği yönler, zaaflar olarak algıladığı anlaşılmaktadır. Kişinin aydınlığa, gerçek anlamda varoluşa  ancak kendi karanlığı ile yüzleşerek ulaşabileceğini düşündüğünü söylemek de mümkündür.

Karanlığı Tanıyorum’da yer alan Dünyanın Aynası adlı öykü, yazarın ikinci öykü kitabı Prelüt’ün ikinci baskısında Bekleyenin Şarkısı ismiyle, Önemsizliğin Bilinci adlı öykü Uzun Sözcükler ismiyle, Güman adlı öykü ise Rüyalarda Şavkıyan ismiyle yayımlanmıştır. (Erdevir, 2019, s.87-102)

Kitabın ilk öyküsü Şehrazat’ın Camdan Kuşu, üzerinde özellikle durulması gereken, anlatı içinde anlatı tekniği ile kurulmuş bir öyküdür. Müzeyyen Çelik Kesmegülü’nün, Karanlığı Tanıyorum için www.kitaphaber.com.tr’de “büyülü gerçeğe yaklaşmış” ifadesi büyük ihtimalle Şehrazat’ın Camdan Kuşu öyküsü için kullanmıştır. “Düş perisi”nin “Şehrazat”a dönüşmesi meselesine ilişkin düşünülebilir, söylenebilir.

Şehrazat’ın Camdan kuşu iç içe anlatı barındıran bir öyküdür. Aslında temelde kadın-erkek ilişkisindeki gerilimin, sıkıntının anlatıldığı bir durum söz konusudur. Çerçeve anlatıda, yani anlatıcı öykü kişisinin de taraf olduğu esas öyküde mesele çok seven ve türlü fedakarlıklarla bir sevgiyi büyüten anlatıcı öykü kişisi ile onu hiç anlamayan ve sevgi bağını zayıflatan muhatabının umursamaz ve hatta yıkıcı tavrı anlatılır. Yazar bu öyküde bir de alt anlatı üretmiştir. Binbir Gece Masalları’na gönderme yapmıştır bu alt anlatıda. Kısa bir geçiş metni ile öyküde düş perisi birden Şehrazat’a dönüşür.  Öyküde yalnız içerik bakımından, isimler açısından ve dönemsel olarak gönderme yapılmaz. Teknik olarak anlatı içinde anlatı biçiminde kurgulanmış olmasından dolayı da Binbir Gece Masallar’ı ile paralellik söz konusudur. Alt anlatıda anlatılan hikâye ile çerçeve anlatıdaki kadın-erkek ilişkisi arasında doğrudan bir benzerlik, yakınlık kurmak pek mümkün değildir. Şehrazat’ın burada anlattığı hikâye tam bir Doğu masalı mahiyetindedir.

Çerçeve anlatı ile alt anlatı iki noktada birleşir. “İncir ağacı” iki anlatıda da yer alır. Hemen hemen bütün kültürlerde kutsal kabul edilen ve insanlık tarihi kadar eski olan incir ağacı, Kur’an’ı Kerim’de de sözü edilen ağaçlardan biridir. Kahireli Amr, Makedon altınlarını almak için babaevindeki kadim incir ağacının dibini kazmış; temel anlatıdaki anlatıcı öykü kişimizin muhatabı da duyguları hoyratça tüketerek benzer bir davranış sergilemiştir. Bu iki anlatıyı birbirine bağlayan bir diğer imge de “camdan kuş” yapımıdır.  Geçmişi çok eskilere dayanan, çok zor ve meşakkatli bir zanaat olan cam işleme zanaati, öyküde Çinli ustaların uğruna kör olduğu, acemi çırakların kızgın, erimiş cam nedeniyle parmaklarını ilk boğumuna kadar kaybettiği “camdan kuş yapımı” noktasında anılmıştır. Eski kültürümüzde insan gönlü sırça olarak düşünülür. Ama temel anlatıdaki öykü kişimizin muhatabı o sırçayı bile isteye kırmıştır:

Şehrazat’ın camdan kuşuna ilişmeyecektin, o kuşu yere çalmayacaktın. (Erdevir, 2023, s.16) cümlesi ile iki anlatı birbirine bağlanmış olur.

Kitapta anlatı içinde anlatı tekniğinin kullanıldığı bir diğer öykü de son öykü Güman’dır. Anlatıcı öykü kişisi Mersin’den Karaman’a doğru bir otobüs yolculuğundadır. Kimselerin bilmediği bir gizli ilişkide sevildiğinden şüphe etmektedir. Öykü kişisi sevdiği kadına bir başkasına dair bir aşk hikâyesi anlatır. Böylece bir alt anlatı ortaya çıkmış olur.

Karanlığı Tanıyorum’da Muhammet Erdevir ilk kez birbirinin devamı olan öyküler yayımlamıştır. Kitabın dördüncü öyküsü Aramızdaki Karşı, bir önceki öykü olan Ölü Kuşlara Rağmen Garlar ve Mutluluklar’ın devamıdır. Bu iki öykü, öykü kişilerinin ruh hâlini yansıtan atmosferleri ile son derece başarılıdır. Ölü Kuşlara Rağmen Garlar ve Mutluluklar’da şehrin keşmekeşi ve öyküde dakika dakika ilerleyen zaman; öykü kişisinin heyecanına, telaşına eşlik edip okuru onun dünyasına çeker. 09.48’den 12.32’ye değin süren bir heyecandır anlatılan.

Aramızdaki Karşı’da ise Seçkin bu defa alışık olmadığı bir iklimdedir. Güzide tarafından sevilmediğini, istenmediğini öğrenince altüst olur. Çevresini de kendi altüst olmuş ruh hâliyle görür. Okur, böylece kendini öykü kişisinin içinde bulunduğu durumu daha iyi algılayabileceği atmosferde bulur:

İnsanların yüzü silinmeye başlıyor. Tek ayak üstünde zıplayarak servis yapıyor garsonlar. Amuda kalkıyor kominin biri. Binanın çatısı ters dönmüş bir kadeh, baş aşağı uçuyor balıkçıllar. Lagünün suları kabarıyor, yarı boyuna kadar suya boğuluyor uzun bacaklı köprü. Söğüt dallarında çalı gülleri açıyor. (Erdevir, 2023, s.47)

Orası Muş’tur Burası Murat Köprüsü öyküsü, bir arkadaşının daveti üzerine yıllar sonra Muş’a doğru bir otobüs yolculuğuna çıkan öykü kişisinin yaşanmış ve bitmiş gönül ilişkisine dair anılarını ve hislerini konu alır. Öyküde Murat Köprüsü Efsanesi’ne gönderme yapılmıştır.

Sayılar ve Mesafeler’de mesleği gereği insan yaşamını sayılarla ölçüp değerlendirdiğini fark eden bir tıp doktorunun tedavisini yaptığı felç geçirmiş doksan iki yaşındaki bir hasta ile onun sağır ve dilsiz oğlu arasındaki aşılamaz mesafeler nedeniyle şahit olduğu sevgisizlik neticesinde hayatı sorgulayışı anlatılır.

Olağan Kederler, Dünyanın Aynası, Önemsizliğin Bilinci, Tehlikeli Sulara Girme Rehberi, Güman Erdevir’in kadın-erkek ilişkisindeki gerilimi, çatışmayı konu alan öykülerindendir. Bu öykülerde ortak nokta çok seven, sevdiği kadın için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır, defalarca terk edilmesine rağmen sevmekten vazgeçmemiş erkek öykü kişisinin kendisini bir türlü hakkıyla sevemeyen, aklına estikçe terk edip kendini yenemedikçe geri gelen, kararsız ve sevmeyi bilmeyen kadın öykü kişisine duyduğu derin ve inatçı hisleri konu alan öyküleridir. Bu öykülerde gerçek yaşamda toplumun genelindeki kanaatin aksine ilişkinin duygusal boyutunu yaşayan ve türlü fedakarlıklarla ilişkiyi sürdürmeye çalışan erkektir. Erdevir’in aşk temalı öykülerinde sevmenin hakkını veremeyen taraf, kadınlardır.

Evin Oğlu, kitabın en dikkat çekici ve başarılı öykülerinden biridir. Öykü üç bölümden oluşur: Evin Masası, Babamın Sandalyesi, Annemin Avizesi. Öykünün sonunda öykü kişisine aile fertlerini anımsatmaları bakımından çok kıymetli olan bu üç nesne bir araya gelip anlatıcı öykü kişisinin yaşamı için bir son hazırlarlar. Ona ölüm yolculuğunda eşlik ederler.

Üç Katmanlı Tek Öykü, Esra ile Ramazan’ın susarak sürüklemeye çalıştıkları mutsuz evliliklerini konu alır. Günlük hayatın akışı içinde normal bir evlilikte kendini işine vererek mutsuz evliliğinden kaçan taraf genelde erkekler olurken öyküde, her sabah eşinden önce, kaçarcasına evden çıkan, durakta bekleyen, kadın öykü kişisi olur. Roller biraz değişmiştir bu öyküde. Öykünün atmosferi durağan ve mutsuz; kopuk evliliğin durumunu ifade etme noktasında çok uygundur. Yaşadıkları mahalle, oturdukları ev, bütünüyle yaşamları durağan ve mutsuzdur.

Evin Oğlu ve Üç Katmanlı Tek Öykü’de önceki kitaplarındaki benzerleriyle kıyaslandığında Erdevir’in aile ilişkilerini derinlemesine işleme yönündeki değişimi ve başarısı dikkat çeker.

Saflığın Yorgun Uçuşu, iyi olmaya ve iyi kalmaya çalışan öykü kişisinin huzuru ve yaşamı, dostluklarını, sevgileri, çalışma yaşamındaki ilişkileri sorgulayışını anlatır.

Öykülerde yine yazarın diğer iki öykü kitabında olduğu gibi “ben anlatıcı” ağırlığı görülür. Özellikle aşk temalı öykülerde öykü kişisinin muhatabı ile hesaplaşması noktasında odak “sen” ile “ben” arasında gidip gelir. Takvim Kurguları’nda ve Üç Katmanlı Tek Öykü’de ise “o anlatıcı” tercih edilmiştir.

Yazar, Karanlığı Tanıyorum’da mekânları biraz daha belirginleştirse de yine diğer iki öykü kitabında olduğu gibi öyküler, okuru öykü kişilerinin iç dünyasında gezdirir daha çok. Öyküler içsel bir yolculuk gibidir. Sayılar ve Mesafeler ile Üç Katmanlı Tek Öykü’de mekân olarak İstanbul seçilmiştir. Ancak bu öykülerde bile mekân dekor olmanın ötesine geçmez. Orası Muştur Burası Murat Köprüsü ile Güman şehirler arası yolculuk anının hissettirdiklerini ve düşündürdüklerini konu alır.

Erdevir, öykücülüğümüzde dili önceleyen; dili edebiyatın, öykünün merkezine koyan öykü yazarlarımızdan biridir. Sevim Burak, Leyla Erbil, Hulki Aktunç gibi cümle yapısına, yerleşmiş imla ve noktalama kurallarına yıkıcı sayılabilecek yenilikler getirmese de kurduğu yazın dili ile öykücülüğümüze, öykü diliyle adını yazdıracak isimlerden biridir. Yayımlanan ilk öykü kitabı Lav Denizindeki Ada’dan itibaren kurduğu öykü diliyle okurun karşısına çıkmış olması onu edebiyat sahasında acemilik dönemine okurunun şahit olmadığı yazarlardan biri yapar. Erdevir, Karanlığı Tanıyorum’da ikinci öykü kitabı Prelüt’te yoğunlaşan imgesel ve şiirsel dilini esnetmiş, istisna sayılabilecek bir öykü ile okurunun karşısına çıkmıştır. Kitaptaki Takvim Kurguları adlı öykü yazarın dile yaslanmayan, kurguyu önceleyen tek öyküsü olması bakımından dikkat çeker. Öykü, adeta yazarın okuruna başka türlü de yazabildiğini gösterme isteğinin sonucu olarak yazılmış ve kitaba konmuş gibidir.

Muhammet Erdevir, 50 Kuşağı Öykücüleri’nden bazılarının İkinci Yeni Şiiri’nden emanet aldığı imgesel ve şiirsel dili tercih eden ve ortalama okuru dikkate almayan yaklaşımıyla risk alarak çıktığı yolda yürümeye üçüncü öykü kitabında da devam etmiştir. Erdevir’in öykü dilini kendisinden önce yaşayan ve yazan yazarlar içinde bazı yazarlara yakın bulmak gerekirse bu isimlerden biri kuşkusuz İrfan Yalçın’dır. Onun dil anlayışı dilin mevcut kurallarını esnetmek üzerine değil, imgesel, şiirsel, estetik bir dil kurmak temeline dayanır. Yazar, Karanlığı Tanıyorum’da okurunu yine öykü kişilerinin çoğunlukla muhatabıyla hesaplaştığı iç dünyasında, karanlıktan aydınlığa doğru şiirsel bir yolculuğa çıkarır.

Muhammet Erdevir’in ilk iki öykü kitabında olduğu gibi Karanlığı Tanıyorum’da da aşk teması ağır basar. On dört öykünün dokuzunda aşk teması işlenmiştir. Fakat Karanlığı Tanıyorum, yazarın ilk iki öykü kitabından daha sesli ve renklidir.

 

Erdevir, Muhammet, Karanlığı Tanıyorum, Loras Kitap, Konya, 2023.

Erdevir, Muhammet, Son Gül İçin Prelüt, 2. Baskı, Kadran Medya Yayıncılık, İstanbul, 2019.

Ceylan, Nurhan, (18 Şubat 2024), Söyleşi, Yeni Şafak Pazar, s.9

https://www.kitaphaber.com.tr/karanligi-tanima-oykusu-k5979.html (Erişim Tarihi: 07.03.2024)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu