Mektup

HARFİYAT-Haydar ERGÜLEN

 

C-c

Hafriyattan Harfiyat, Harfiyattan da Harfiyar. Yanlışlıkla olmuş, tüm iyi ve güzel şeyler gibi, yararlı demedim, iyiliğin ve güzelliğin kime yararı olmuş ki bir harfe olsun hem? Harf işte! Büyüğü küçüğü, altı üstü, dünü bugünü ve olup olacağı bir harf! Dişimizin kovuğunu doldurmaz! (Yazı biraz bekle, şu insan soyuna bir çift söz edip geliyorum: Ey insan senin dişinin kovuğunu dünya doldurmuyor artık, harf ne yapsın?)

Harfiyar, acaba harf kitabımın adı mı olsa? Harf ile yar arasında bunca doğal, yalın, yakın, kendiliğinden, sıradan ve çok güzel bir bağ kurulmuşsa, yazara da sevinmek ve dahi sevenleri birbirlerine kavuşturmak düşmez mi, düşer elbette! Hem de harfler ne içindir, vuslat için değil mi? Kime sorsak, aşka, kime sorsak başka, İbn-i Arabi’ye mi Fazlullah’a mı Şahım Hatayi’ye mi?

Batıni Nefesler ile Şah Hatayi Deyişleri’ni okuyan iki yol ehli kardeşe sormalı belki de, Alirıza ile Hüseyin Albayrak’tan “ilahi bir mecazdır aşk” deyip Sükut-i Harf’i(Kapı Y., 2015) yazan Hüseyin’e, o da bana sır verir gibi, açık sır, şunları demeli: “Cümlesi cem olanın, cemi cümle olur.” sonra da yazmaya başlayan Fazl’ın satırlarını okuruz: “Cem, cim ile mim’dir. Cim, üçtür ki, o üç, Allah, Muhammed, Ali’dir. Allah elif ile, Muhammed mim ile, Ali ayn ile başlar. Elif bir, mim kırk, ayn yetmiştir. Cümlesi cem olursa 111 olur ki, hepsi de üç tane bir sayısıdır. Ol sebeple cümlesi birdir.” (agy.,s.66)

 

Harflere düştüysen soracakların da yeni başlıyor, hep soracaksın demektir; Muhyiddin Arabi dahi beklemektedir, hani o “Aşk, küçük ölüm…” diyen yeryüzü dervişi. Öbür taraf vardır yoktur, marifet bu dünyada iyiliğin musahibi olmaktır, dostluğun mutasavvıfı. Harfe yar olmaktan başlar dünya gurbeti. İkisi “yanyana” geldiğinde çok içli, hatta hafif gözü yaşlı bir deyim oluştururlar ama gurbetlerin en güzeli de dünyadır. Uzun gurbet, ölümdür, gidenin dönmediği, bir haber vermediği, kimsenin bilmediği bir gurbettir ki başındaki hece tahtasının bile kimileyin kanlı yaş döktüğü olur!

C bizi bağışlasın, celalinden cemaline sığınalım, cemin, canın C’sidir ki o küçüğün de büyüğü bağışladığı harfler makamı sayılsa yeri var. Üstelik ay yüzlü sevgili de odur. Hurufi ehli olmak gerekmez küçük c ile halvet için. O gündüzleri çıkan aydır, sonra büyüyecek, geceye çıkacak, oradan bizi uyutacaktır, şimdi küçüktür, aydan haberi yoktur, ay yüzünden başına neler geleceğini bilmez, sanki insanın da dünyanın da tabiatın da gerginliği ay yüzündenmiş gibi ne öfkeli nazarlar, ne uğursuz sözler ne korkunç kargışlarla karşılaşacağını bilse günü gündüzü filan bırakıp gider miydi yoksa o da artık “lunatik” tabir edilen, Türkçenin en güzel kelimelerinden, esrik değil diğeri, aysar olduğu için çemberden dışarı adımını atamaz mı?

Çemberin başındaki çengele bakmayın, söylerken dile takılıyor takılmasına da sanki çemberin başına büyük C daha çok yakışıyor! Bazen böyledir işte, çileyi çekenin değil uzaktan çelenin yüzü güler! Ç’nin kahkahası çıngıraklıdır ama C de ağız dolusu güler, ay gülüşlü diye överler onu. Küçük c henüz kendi göz erimindedir, göz kırpmak da onun için ışık selidir.

Birinci cemre çocukluğa, ikinci cemre gençliğe, üçüncü cemre de yaşlılığa düşüyorsa, bunda ay marifetiyle büyük C ve küçük c’nin iş birliği vardır derim.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu