Kitaplık

KÜÇÜK KIRIK ÇİZGİLER’E DAİR-Dilek ALTUNDAĞ

    Zerrin Saral Ankara’da doğdu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Akköy Öykü gazetesi, Patika,  Varlık, Yeni e, KE dergi, Virüs, Birgün Kitap, Evrensel, Edebiyat Burada, Roman Kahramanları olmak üzere pek çok dergi, gazete ve dijital platformda öykü, makale ve kitap tanıtım yazıları yayımlandı. “Öykü Zamanlığı” başlığı altında Aksisanat Portal için öykücülerle söyleşiler yaptı. Eskişehir Sanat Derneği 2020 Öykü Ödülü’ne değer görüldü. “10 Kadın 10 Fırça” isimli karma resim sergisinde eserleri yer aldı.(2018, Kuratör, Melike Küçüksu)

    Kırık Küçük Çizgiler kitabındaki ilk öykü “Demirci Minço’nun Çırağı”. Bu öykü, Oğuz Atay öykü yarışmasında ilk on öykü arasında yer almış ve anı kitabında yayımlanmıştır. Attila İlhan’a atıfla başlıyor, Küçük Kırık Çizgiler: “Bu kitapta anlatılanların gerçek kişilerle ve olaylarla hiçbir ilgisi yoktur, onları ben büyük bir aynanın içinde gördüm. Üstelik ayna dumanlıydı ve olmayan bir şehirde geziniyordu.”

    Zerrin Saral’ın “Küçük Kırık Çizgiler” öykü kitabı on iki öyküden oluşmaktadır. Yazar, aynasında gördüklerini yansıtıyor öykülerinde. Bundan dolayı bir solukta okunan öyküler okuyucusunu âdeta bir yolculuğun içine çekiyor. Öyküler, Zerrin Saral’ın öncesinde aklında dolaşan ya da dolaşmasına izin verdiği hikâyeleri barındırıyor. Öykülerde çeşitlilik gösteren rollerde kadın kimlikleri ele alınıyor. Çağımız kadının psikolojik tahlilleri ile yaşamda çizdiği zikzaklar ve bunun dışında alt benliklerine yer veriliyor.

    Kitapta ikinci tekil kişi anlatımıyla aktarılmış öyküler de yer almaktadır. Bunlardan biri “Melankoli” öyküsüdür. Diğeri ise huzurevinde ilk kez karşılaşan Mümtaz Bey ve Sosyal Hizmetler Uzmanı Müge Hanım’ın hikâyesinin anlatıldığı “Demirci Minço’nun Çırağı” öyküsüdür. Edebiyat dünyasında önceki dönemlerde az rastlanan ancak son zamanlarda yayımlanan öykü kitaplarında sıkça rastladığımız ikinci şahıs anlatıcıyı kullanan yazar, bu öykülerde dili de ustalıkla kullanmıştır.

    Zerrin Saral, “Dili, kurgunun bir parçası, omurgası olarak inşa etmek yolda edindiğim bir alışkanlıktır. ” diyor söyleşilerinde. Böylece şiirsel bir üslubu birçok öyküsünde aksamadan ve okuru yormadan kullanarak okuyucuyu öykünün akışına bırakıyor. Zerrin Saral, öykülerinde şiirsel bir dil kullanarak Adalet Ağaoğlu’nun “Ölmeye Yatmak” romanındaki üslubu yakalıyor. Okur hemen anımsıyor, Ağaoğlu’nun satırlarındaki Aysel’i adeta karşısında görüyor “Küçük Kırık Çizgiler”i okurken.

          “Dünya Yalanı” öyküsüyle Mümtaz Bey karşımıza çıkıyor yeniden. “Küçük Kırık Çizgiler”de yer alan “Bir ‘Me’ Daha”  ve “Bekleme” öyküleri küçürek öykü diyebileceğimiz iki öyküdür. Bu da yazarın sözcükleri farklı yerlerde farklı zamanlarda eksilterek kullanmayı sevmesinden kaynaklanıyor.

    “Şarlo Pavyon” öyküsü kadın ve çocuk istismarı hakkında yazılmış. Babası tarafından küçük yaşta pavyona satılan kadının hüzünlü hikâyesi. Yaso’nun hikâyesi üzerinden kadının toplumdaki ve ailedeki yerini, anlamını, değerini sorguluyoruz. “Can Çekişiyor Hüma Kuşu” öyküsünde hüma kuşunun çırpınarak kanatlanabilme ihtimalini bekliyoruz. Bedia’nın yaşamındaki hüznü dinliyoruz.

    “Güneşe Çıkmak İstiyorum” öyküsüyle de şiirsel dil tekrar yoğun bir şekilde karşımıza çıkıyor. Siz anlatıcı ile doktoruna muhayyilesinden geçenleri anlatıyor. Anlattıklarının önemsiz, anlamsız gibi görünüp “yazarın ruhunun derinliklerinde dolaşmasına izin verdikleri” olduğunu anımsıyoruz. Bu tadı, diğer öykülerinin satırlarında ilerledikçe daha çok hissediyoruz.

          “Bozkırda Son Kuşlar” öyküsüyle yine içimizde iz bırakacak bir kadın hikâyesi ile karşılaşıyor okur. Düğme büyüklüğündeki “gripin” midemize yapışıyor. Korkuluk Mehmed “ayırdındasındır” sözcüğüyle hafızamızda iz bırakıyor. Terk edilen, var olma mücadelesini sırtlanan bir kadının huzursuzluğunu yaşıyoruz âdeta. Mehmed karakteri ile sözcüklerin mananın boşluklarında geziyoruz. Mehmed bahçe ve korkuluk olarak da çıkıyor karşımıza.

 Elle tutulmayan bir sevdanın yitik yazgısı oluyor Mehmed.

    “Aklımda Kalan”da Saat Kurucu Taka’nın ölümüyle ninesinin üzülmesinden etkilenen bir çocuğun hikâyesini okumaya başlıyoruz. Karşı köye ölüm haberlerini söylemesi için yolladıkları çocukla Kindo Kadın arasındaki bağı çözüyoruz. Koşuşturmaları yaşayan bir çocuğun aslında ünlü bir sanatçı olduğunu öğreniyoruz hastane odasında.

    “Ninni” öyküsünde ise küçük yaşta annesini kaybeden Çiçek Balı’nı konservatuvar sınavlarına götüren teyzesinin hikâyesiyle karşılaşıyoruz. Öyküde çilek kokusunu duyuluyor adeta. Çiçek Balı’nın, annesinin kokusuna benzeyen kokudur bu. Çocuk gelin olan annesinin hikâyesinden sıyrılıp yüzünü aydınlık geleceğe çeviren bir çocuk hikâyesi Ninni.

    “Küçük Kırık Çizgiler”de yer alan kadın hikâyeleri aslında kurgu ile gerçek arasında yaşayan herkesin, her tip okuyucunun kendinden bir şeyler bulabileceği bir kitap. Yazar; öykülerinde yeşil, sarı gibi renkler üzerinde yoğunlaşarak bir atmosfer yaratıyor, yazarın resim sanatı ile ilgilendiğini anımsıyor ve yeşil temalı cümlelerin tadını çıkarıyoruz.

     “…Zümrüt yeşili iplikler kırmızı kalıntılara sarıldıkça…”

    “… Bir ateş böceği yakınımda yeşilinden ışık…”

    “… Yakut yeşil kadife kutudan saçılan…”

     “…Küf küfler diyorum azını çoğunu bilemem ama yeşilinden bir inatla sanırım bulaştı…” gibi cümleler çokça çıkıyor karşımıza. Adeta yazarın rengi olan yeşil, canlanıyor her defasında gözümüzün önünde.

    “Küçük Kırık Çizgiler” kitabındaki öykülerin kurgusuyla, dil işçiliğiyle, kendine özgü sesiyle yazın dünyasına ciddi bir adım atmış, Zerrin Saral.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu