Dergiler

GÜFTE EDEBİYAT KÖPRÜ TEMALI ON İKİNCİ SAYISI İLE YAYINDA

Güfte Edebiyat “köprü” temasıyla merhaba diyor okurlarına.

Bir yoldur köprü, yolun nefesinin tükendiği noktada. Suların iki yakayı ayırdığı yerde mesela. Yahut insanın dağların kaskatı bağrını yumuşatıp vadinin karşı tarafına ulaşmak istediği yerde. İnsanoğlunun tabiatın bir eksikliğini tamamlarcasına, eksikliğini yüzüne vururcasına kondurduğu, başlangıçta olabildiğince eğreti gelen tabiata. Fakat eskidikçe, yıprandıkça, yosun tuttukça taşları, tabiatın bir parçası oluveren. Tabiatın, gün geçtikçe bağrına bastığı yapay bir uzvudur.

Şehirlerin iki yakasını ayırır bazen, iki semtini… İki milleti, iki can düşmanını ayırırcasına. Bilenmiş bir bıçak gibi durur şehrin bağrında. Nice acılara sahne olmuştur. Nice ayrılıklar nice vedalar yaşanmıştır köprülerde. Çoğu zaman kavuştursa da ömre bedel ayrılıkların sebebi olur. O son bakışlar köprülere siner, unutulmaz bir ömür.

Usta mimarların meydan okuyuşudur tabiata. Bir anıt gibi yükselir. İnsanoğlunun kazandığı bir zaferin daha anıtıdır. Senelerine mal olsa da mimarların. Bir dizgindir tabiatın huysuzlandığı yerde.

Canlar kurtarmak içindir. Nice insanın can borcu vardır onlara. Onların da nice insana. Sellerin yıktığı kaç köprüde kimler kimler yitirmiştir sevdiğini. Böyle böyle can düşmanı da edinir köprüler. Beddualar alır. Hayatın acımasızlaştığı, çetinleştiği yüce dağlar gibi gerilip yol vermediği noktada da kimileri bir köprü bulmuştur hayatına son vermek için. Dünyaya son bakışı o görklü anıttan olmuştur. Köprüde vedalaşmıştır hayatla, başka bir köprü daha olabileceğini göremeden.

İnsan hayatında böylesi bir yeri olan köprü, elbette edebiyatta da kendisine yer bulmuştur. Bazen kavuşturan bazen ayıran bazen de durup düşünen bir varlıktır edebiyatta.

Galata Köprüsü şiirinde,

“Dikilir Köprü üzerine,

Keyifle seyrederim hepinizi.

Kiminiz kürek çeker, sıya sıya;

Kiminiz midye çıkarır dubalardan…” diyen Orhan Veli Kanık gibi kimi için de hayatın uzaktan seyredildiği bir noktadır. Hayatın tanığıdır.

“İnsanlar köprüden geçmediği zaman

Acaba köprü düşünür mü?” diyen Sait Faik Abasıyanık da köprülerin uzaklara kadar uzanan şahitliğine değinir.

“Köprülere Şiirler” yazan Ataol Behramoğlu “Köprünün edebiyatçıyı ilgilendirmesi sorunsalı da orada önem kazanıyor. Çünkü köprü gerçekten bir simge, birleştirme olgusu. Köprünün böyle bir işlevi, başlı başına anlamı var. Bir suyun üzerinde genellikle iki kıyıyı buluşturuyor. Bir buluşturma işlevi var. Bunun yanında ayırma işlevi de var. Köprüden geçiyor ve bir daha geri dönmüyor insan. Birleştiren, ayıran, taşıyan… Aynı zamanda da suskun. Tüm bu yaşanan süreçte köprüyü, bir canlı gibi düşünün, suskun. Bu kadar yük taşıyor tanıklığı çok fazla ama susuyor.” diyor.

Biz de Güfte Edebiyat’ın Mayıs-Haziran sayısında köprülerin sustuklarını söylemek istedik size.

Bir Anadolu şehrinden Azerbaycan’a, Kuzey Makedonya’ya, Özbekistan’a, Kırgızistan’a, Tataristan’a, Bosna Hersek’e ve Güney Azerbaycan’a uzanan Güfte Edebiyat da Anadolu sahası Türk edebiyatını Türkiye dışındaki Türk edebiyatları ile buluşturan bir köprü. Yazarlarımız, şairlerimiz bu köprünün halatları; köprüyü köprü yapan yapı taşları. Onun üzerinden geçen; geçerken şiirin, öykünün, edebiyatın eşsiz manzaralarını seyreden okurlarımız tabii ki… O köprüyü destekleyen bir ulu çınar: Prof. Dr. Mehmet İsmail. Dünyanın dört bir yanında, Türkçenin konuşulduğu coğrafyalarda; Türkçenin ürünü olan edebi eserler, bambaşka fikirleri edebiyatın estetik imbiğinden geçirerek bize ulaşmakta. Böylelikle Güfte Edebiyat, Türk edebiyatının genel çehresinden güncel görünümler yansıtabilmektedir. Ayrılıkları, farklılıkları aynı dilin ve kültürün parçası olma noktasında buluşturan tarihi bir köprü Güfte Edebiyat. Bu köprüyü kurduğu bağlarla ayakta tutan Yazı İşleri Sorumlumuz Veli Ay’a teşekkür ederiz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu